Visitor:

About ALF > Worldwide Actions > Turkey > Turkish Translations

Hayvan Meselesi

Doğayı ve Birbirimizi Tahakk�m Altına Almamızın K�klerini Ortaya �ıkarmak

Jim Mason

(Igniting a revolution:Voices in Defense of The Earth kitabından �eviridir)

Bazıları insan toplumunun resmen delirdiğini d�ş�n�yor. G�l�n� nefretler ve savaşlar d�nyanın her yerinde var. K�resel yuvamızı kirletiyor, gezegendeki hayatı ortadan kaldırıyor ve hayatı kendimiz i�in daha da zor bir hale getiriyoruz.


�ıldırdığımızı sanmıyorum; bence bizler şuandaki toplumsal ve �evresel sorunlarımıza yeterince derinlemesine bakmadık. Sayısı giderek artan bir �ok insanla beraber ben de bu sorunların binlerce sene �nce atalarımız tarıma başladığında, yaşayan d�nyanın eski kadim d�nyayla arasındaki bağları kopardığında ve insanların b�t�n hayat �eşitlerinin en �st�ne koyduğunda başladığına inanıyorum. Bu y�zden bugezegendeki diğer hayat bi�imleriyle hi�bir bağımız yok, buraya aitlik hissimiz de yok. Kibirliyiz. Yaşayan d�nya bizim altımızda yer alıyor- ya kullanılmak ya da el uzaklığında tutmamız i�in. Doğadan patolojik olarak kopmuş durumdayız.

En eski atalarımız-tarım �ncesi toplayıcı topluluklar M� 10,000 sene �nce yaşadılar- sadece yakınında değil, doğayla beraber ve doğanın i�inde yaşıyorlardı. Onlara �başlangı� insanları diyorum, ��nk� onlarınki en eski ve en evrensel insan yaşam bi�imi. Onlar a�ısından yiyecek ve değişik materyaller toprağı işleyerek değil, bitkilerin ve hayvanların hayatlarını ve b�y�mesini kontrol ederek değil, onlar hakkında inanılmaz derecede detaylı bilgi sahibi olmakla elde ediliyordu. Onlar etraflarındaki canlılarla karşılıklı bağlarını s�rekli hatırlatan g�nl�k şeylerle ve onları d�nyadan koparmanın bu canlıların hayatlarını nasıl etkileyeceğini bilerek yaşıyorlardı. Bunların hepsi kabilesel dinler şeklini almak �zere evrim ge�irdi. Hepsinin ortak noktası yaşayan d�nyaya duyulan duygusal bağ ve saygıdır.

Doğan d�nyaya yabancılaşmış modern zihinlerimizbu başlangı� insanlarının zihninin �evresi tarafından �zellikle de hareket ederek ve onun i�erisinde yaşayan varlıklar nasıl beslendiğinin farkında olamayacak kadar yaralı bir halde bulunuyor.İlk insanların beyni şeklini ve i�eriğini-yani basit imgeleri ve fikirleri- etraftaki hayvanlardan ve bitkilerden almıştır. Bu başlangı� devresi insanları y�zlerce bitkinin en iyi yemekler, ila�lar ve materyaller haline getirildiğini g�rd�. D�zinelerce hayvanın g�nl�k hayat alışkanlıkları ve hayat d�ng�lerini takip ederek bir avın ne zaman ve nerede başarılı olabileceğini �ğrendi. Bunların hepsinin havadan, mevsimlerden, ve doğadaki diğer g��lerden nasıl etkilenebileceğini �ğrendi. Başlangı� insanları toprağı bildiler, toplayıcılık arazilerini bildiler, bunu g�n�m�z�n modern ekologlarından daha iyi biliyorlardı olasılıkla. Sonu�ta onlar kuşaklar boyu doğada yaşamaktan kaynaklı bir bilgeliği ve tecr�beyi kuşaktan kuşağa aktarıyorlardı, ve en �nemlisi doğaya karşı hi�bir kitabın ya da gazetenin resmedemeyeceği bir his besliyorlardı doğaya.

Hayvanlar ilk insanların ilgisini b�y�kl�kleri, hızları, g��leri ve davranışıyla �ekmiştir. İnsanlarda bulunmayan g��lere sahip olduklarına inanılmıştır. Başlangı� d�nemi insanları i�in ��zellikle 45,000 sene �nce modern Homo Sapiens�in zihni, bilinci ve k�lt�r� gelişen �rnekleri a�ısından- avcılık alanlarındaki hayvanlar d�nyadaki en muhteşem ve g�z alıcı canlılardı. En harika varlıklardı. Bu d�nemde canlılar d�nyasının hayvanları/g��leri bir hiyerarşi oluşturmuyordu, daha �ok insanların onlarla karşılıklı bir bağlılık ve eylemler i�erisinde bulunduğu bir partnerlik duygusu i�indeydiler.

Doğadaki diğer şeyler de bizleri etkiledi, mesela karanlık ormanlar, şiddet dolu fırtınalar, sel sularıyla kabaran nehirler. Ancak hayvanlar doğanın diğer elemanlarının yapamayacağı kada �ok bizi etkilemiştir. Neden hayvanlar? Neden hayvanlar zihin formasyonu s�recinde bu kadar merkezi bir �neme sahip? �ocuk neden bitkilerden, kayaların ve ağa�ların şekillerinden etkilenmiyordu? Hayvanlar, bizim gibi, �zg�rce dolaşıyordu; ve onlar ağa�lardan, nehirlerden ve doğadaki diğer şeylerden daha fazla insana benziyorlardı. Hayvanların bizler gibi g�zleri, kulakları, sa�ları ve diğer organları vardı; ve onlar da uyuyor, yiyor, tuvaletini yapıyor, �iftleşiyor, doğuruyor, oynuyor, kavga ediyor, �l�yor ve bizim yaptığımız daha nice eylemi yapıyordu. Hayvanlar aktiftir, renkli karakterlerdir. Buna zıt olarak, doğanın geri kalanı bir arka plan oluşturur, g�receli olarak donuk, tam ��z�lememiş ve gelişmekte olan beyne fazla bir yardımı olmayan bir şekil i�erisindedir.

Hem bize benzer hem de bizden biraz farklı olarak, hayvanlar benzerlikleri, kategorileri ve sonu�ları zorlamıştır. Doğadaki b�t�n varlıklar arasında g�ze en �ok �arpan hayvanlar olmuştur. Gelişen beyinler i�in zengin bir gıda olmuşlardır. Hayvanlar soyut ve metafizik d�ş�nceyi provoke edip insan zekasını geliştirip şekillendirmiştir.

Beyni, zihni ve hisleri geliştiren varlıklar olarak hayvanların insanlar i�in �ok g��l� uyarıcılar olduğu kesin. İlk atalarımızın hayvanların ruhu ve g��leri olduğuna inanmalarına şaşmamak lazım. Y�zyıllarca s�ren manip�latif hayvancılıktan sonra insanlar, hayvanlar ve onların hayat s�re�leri �zerinde bilin�li bir kontrol sağladılar. Onları fiziksel bir boyun eğmeye mahkum ederek insanlar hayvanları ruhsal olarak da azalttılar. Hadım edilerek, boyunduruk altına alınarak, kafeslere tıkılarak, ayaklarına zincirler vurularak evcil hayvanlar tamamen boyun eğdirildi. Avcı toplayıcı insanlar onları avladığında atalarının sahip olduğuna inanılan o vahşi ve gizemli hi�bir g��leri kalmamıştı. Evcil hayvanlar kafeslere tıkılarak, selektif �reme yoluyla ve insanlarla yakınlaşma yoluyla g��lerini kaybetmişlerdir. Yavaş yavaş huşu duygusu yerine k���mseme duygusuyla g�r�lmeye başlamışlardır.

Evcil hayvanlara boyun eğdirmek i�in �ift�iler hem hayvan sayısını azalttılar hem de doğayı azalttılar, ��nk� �r�nlerine odaklanmış �ift�iler vahşi t�rleri haşere b�cekler gibi g�r�yordu, doğal elementleri de tehdit olarak algılıyordu. Ancak insanları hayvanları ruhsal g��leri olan varlıklar olarak g�rmeyi bırakıp ara� ve meta gibi g�rmeye iten şey hayvancılık oldu. O kadim hayvan-insan ilişkisini bozarken partnerlik duygusunu sahip-k�le ilişkisine, doğal d�nyayla akraba olma duygusunu onun efendisi olmaya �evirdi.

�ift�ilik ve tarımcı d�nya g�r�ş� on bin sene kadar �nce k�k saldığında insanlar kendilerini ilk kez doğanın geri kalanından uzak ve ayrıksı g�rd�ler. Bu d�alistik d�nya g�r�ş� �ift�ilikle Mezopotamya�dan kadim d�nyanın diğer yerlerine yayıldı. Yazılı tarih M� 3000 civarlarında başladığında �oktan gelişmiş bir haldeydi ve Yunanistan�da, Roma�da ve diğer b�y�k imparatorluklarda hem g��lenmiş hem de yayılmıştı. Ayrıca bu hem yahudiliğin hem de Hristiyanlığın temelidir, ikisi de insanların hayvanlar ve doğa �zerinde �hakimiyeti� olduğunu �ğretmiş ve bu y�zden de Batı k�lt�r�n�n ideolojik belkemiğini şekillendirmiştir. Bu bakış a�ısına hakimiyet�ilik diyorum- yani insanlara tanrı tarafından kendi �ıkarları uğruna canlılar d�nyasını kullanma ve ona sahip olma hakkının verilmiş olduğu g�r�ş�. Batı k�lt�r�n�n iki bin yıldır s�ren aşırılıkları ve delilikleri arasında hakimiyet�i g�r�ş asla değişmemiştir ve g�n�m�zde toplumlarımızın ve doğal d�nyalarımızın yaşadığı krizlerin de tam ortasında yer almaktadır.

Hakimite�ilik bizleri yaşayan d�nyadan hem uzak hem de �st�n bir konuma yerleştirir. Bu hayali konumdan bakıldığında hayvan d�nyasını ve doğal d�nyayı kendimizde ya da d�nyada g�rd�k�e k���mser ve tepeden bakarız. Doğaya duyulan bu k���mseyici tavrı tahlil etmek i�in ister ormanlar, ister hayvanlar isterse kendi v�cutlarımız olsun bu k���msemeyi nerede g�r�yorsak incelemek i�in �teki-karşıtlığı terimini oluşturdum. Bu kelime hayvanlara ve bir b�t�n olarak doğal d�nyaya �zellikle de doğanın hayvansı �zelliklerine duyulan nefreti ve k���msemeyi ifade ediyor. Bir yazar mesela, doğayı �dişleri ve pen�esi kırmızı� olarak tanımlamıştı, yani avcı hayvanlar gibi kana susamış ve şiddet dolu olarak tanımlamıştı. Ana akım medya hala ultra şiddet i�eren su�lar işleyen kişilere �hayvanlar�, �vahşiler�gibi isimler kullanılıyor, ayrıca �Hayvanlar Saldırdığında� gibi programlarla insanları doğayı k�t�ye kullanan varlıklar olmaktan �ok doğanın kurbanları olarak g�steriyor.

Buradaki mesele şu ki bizler kendi hayvansılığımızla alakalı derin nevrozlar ve anksiyeteler yaşıyoruz ve hayvan olduğumuz ger�eğini bastırmak i�in sonsuz y�ntemler deniyoruz. V�cudumuzla alaklı endişelerimiz var, onun d�ng�leri ve işlevleriyle alakalı endişelerimiz var; ��nk� onlar bize hayvanlara ne kadar yakın olduğumuzu hatırlatıyorlar. Doğaya yansıtılarak aslında �teki-karşıtlığı bize doğru geri tepiyor. Doğaya duyduğumuz korkuyu ve nefreti sadece diğer hayvanlara yansıtmıyoruz, kendimize ve fiziksel farklılıkları onları bizden aşağı bir konuma koyan diğer insanlara da yansıtıyoruz- bu insanları bizdense doğaya ve hayvanlara yakın buluyoruz. Sonu� olarak bizler bastırılmış, �ekingen, psikolojik olarak yaralı, kendimizde ve �evremizdeki d�nyayla savaş halinde olan varlıklarız.

Varlığın hiyerarşisi ya da hakimiyet�i merdivende kadınlar da bir adım aşağıdadır. Sir Keith Thomas, � Man and the Natural World-İnsan ve Doğal D�nya� adlı eserindeki Avrupadaki tavıları incelemiş ve insanların kadınları �hayvanlara yakın bir durumda� şeklinde nitelediğini yazmıştır. Diğer yazarlar kadınların ataerkillik tarafında ezilmeye hayvanların evcilleştirilmesiyle ve Orta Doğu�daki hayvan s�r�s� kabileleriyle başladığını yazmıştır. Bu erkek �st�nl�k��ler yaratılış �yk�lerini ve diğer mitleri yeniden yazıp tanrı�a k�ltlerini yok etmiş ve kadın d�şmanlığını şiire ve mitlere sokarak kadınların stat�s�n� bozmuştur.

Hiyerarşide bir iki adım aşağıda ise �tekiler dediğimiz insanlar bulunur, bu insanlar bize benzemez, aynı dili konuşmaz ya da bir şekilde farklıdırlar. Hiyerarşik basamakta hangi yerde oldukları ne kadar kullanışlı olduklarına ya da doğadan ne kadar uzak olduklarına g�re değişir. �tekilerin erkek olanlar eğer �medenileşirlerse� kadınları aşabilirler- yani eğer hakimiyet�ilikle, ataerkillkile, imtiyazla, zenginlikle, sanatla, kent merkezleri ve diğerleriyle kotarılmış bir tarım k�lt�r� varsa ge�erlidir bu.

�tekilerin alt basamaklarında hayvanlar yer alıyor, �ncelikle insana faydalı olanlar ardından onun altında da geri kalanların hepsi. Merdivenin en altlarında �iğ, kaotik doğanın kendisi yer alır, g�r�lmesi m�mk�n olmayan organizmalar ve karanlık, gizemli yerlerde beslenen, doğan,b�y�yen �len ve ��r�yen ,sınıflandırılamayan bir hayat k�tlesi bulunur. Burada s�z� edilen hayat k�tlesi tarımcı medeniyetin yetiştirilmiş �r�nlerinden, meyve bah�elerinden uzakta, yabanlarda, yer altı suları, �amur, bataklık ve ormanlardaki hayat k�tlesidir. Bu noktada doğanın insan faydası artık en alt d�zeydedir, doğanın en gizemli hali s�z konusudur, bu y�zden doğanın en d�şmanca ve tehditkar hali s�z konusudur.

Bu hiyerarşi ve �teki karşıtlığı hayvan �reticilerinin kan ve �remede saf ırk d�şk�nl�ğ�ne dikkat �eker, aynen nazi Almanya�sında ve ABD G�ney�inde olduğu gibi, bug�n de aynı mesele neo-nazilerle ve beyaz �st�nl�k��lerle devam ediyor. Bu ırk�ıların retoriği �reticinin saplantılarını ortaya koyuyor, eylemlerinin aşırılığı �daha aşağı� doğaya duydukları nefreti ve ona duydukları korkunun derinliğini a�ığa vuruyor. Naziler Yahudilere, �ingenelere, Polonyalılara ve diğer �aşağı ırklara� karşı k���msemeyle baktılar, ardından metodik bir şekilde onları yok etmeyi denediler. G�ney ayrılık�ıları �ırk karışımları�na karşı vaazlarda bulunup lin� eylemleri, �ete şiddeti ve ter�rist kampanyalar d�zenleyerek farklı ırktan insanları �oldukları yerde� tutmaya �alıştılar. İşte bu y�zden, b�t�n bilimsel ve sivil haklar kampanyalarına rağmen ırk�ı nefret hala daha, b�y�k bir yer altı havzası gibi, k�lt�r�m�zdeki bilin� d�zeyinin altında birikmiş bir şekilde durmaya devam ediyor. Arada bir, bu nefret yukarı doğru taşıyor ve �ok bilin�li �ok politik bir davaya d�n�ş�yor.

Hayvan Meselesi

Biyolojik olarak konuşursak insanlar ancak diğer t�rlerin yok olması pahasına �ok başarılı olmuşlardır. Mesela, n�fusumuz son zamanlarda olduk�a fazla arttı. D�nyadaki insan n�fusu 1830 dolaylarında 1 milyara ulaştı; 1969 yılında bu sayı 2,5 milyar oldu. Bug�n n�fusumuz 6,5milyar oldu ve her yıl 90 milyon insan ekleniyor bu n�fusa.

Bug�n ortalama bir insan eskilere kıyasla d�zinelerce kere fazla enerji ve materyal kullanmaktadır. Olduk�a materyalist hayvanlara d�n�şm�ş durumdayız. Zenginliğimizle şişinip duruyoruz; ama bu zenginliğin �evreden alınan maddelerden oluştuğunu da idrak edemiyoruz.

Bundan dolayı, insanın a�g�zl�l�ğ� d�nyanın besin zincirinde kar topu etkisi yarattı. İnsanın gıda �retimini 10,000 sene �nce tarım aracılığıyla artırmaya başladıktan sonra t�rleri bir bir yok etmeye de başlamış olduk. Biyologlar insanın varlığının etkisinin �n�m�zdeki 50 sene i�erisinde d�nyada bulunan t�rlerin ��ini ortadan kaldıracak kitlesel yok oluşlara sebep olmasından korkuyor.

Savaşı ve katliamın seviyesi teknoloji ve toplumun seviyesi y�kseldik�e artmıştır. Sayılar a�ısından bakarsak 20. yy. insan tarihindeki en kanlı y�zyıl olmuştur. Sadece yirminci y�zyılda 36 milyon insan değişik savaşlarda �ld�.120 milyon insan h�k�metler tarafından y�r�t�len �eşitli soykırımlarla �ld�r�ld�. İnsan yıkımı-bu b�y�k, sabit yıkım d�ng�s�- temel sebeplere sahip olmalı, �oğu insanın aramaktan uzak durduğu sebepleri olmalı. Bu işe girişen az sayıda insan, doğaya yabancılaşmış, hakimiyet�i bakışımızın bu kadar b�y�k �l�ekte bir şiddetin sorumlusu olduğuna inanıyor. İyi bilinen eleştirmenden birisi Sigmund Freud�du; Freud �İnsanlar doğa �zerinde �ylesine bir kontrol sahibi oldular ki artık d�nyada kimse kalmayana dek birbirlerini �ld�rebilirler. Bunu biliyorlar, ve şu andaki endişelerinin, mutsuzluklarının ve huzursuzluklarının b�y�k b�l�m� buradan kaynaklanıyor� şeklinde yazmıştır.

İnsanın gezegene olan etkisine gelince, endişe i�erisinde �ok insan var ama �ok az kişi temel sebepleri arıyor. D�nya g�r�ş�m�zde ve canlılar d�nyasıyla olan ilişkilerimizde �radikal� (veya o anlama geln başka s�zc�kler) değişiklikler talep eden yazılar okuyoruz. Hakimiyet�ilik artık taarruz altındadır- en azından k���k, muğlak entelekt�el �evrelerde. Kullandıkları �zel dil i�erisinde �Doğa Meselesi�ne dikkat �ekmek zorundayız. Buradaki retorik g��l�d�r, ama hem onlar hem de �evreci ve koruma yanlıları, nadir istisnalarla beraber, s�z konusu Hayvan Meselesi olunca birden bire susuveriyorlar-yani insanların hayvanların kullanılması, onlarla ilişkisi, onlara bakışları ve bunların radikal manada nasıl değiştirilmesi gerektiğiyle alakalı Mesele.

Doğa Meselesi�nin bu kısmı (hayvanlar doğanın bir par�ası değil midir?)garip bir şekilde yasak konu muamelesi g�r�r. �evreci birisi bu konuyla kazara mı ilgilendi, hemen anında ağa�lardan ve t�rlerin ve biyo�eşitliliğin soyutlamalarıyla alakalı konuların konforlu sularına yelken a�ar. Hayvan Meselesi yasa dışı, aptal ve manasız bir konu olduğu bi�iminde bir tepki g�r�r- aynen bu konuya dikkat �ekenler gibi. Kişinin Doğa Meselesiyle alakalı ciddiyeti ve b�y�kl�ğ�, Hayvan Meselesinden nasıl uzak durabildiğiyle de alakalıdır biraz.

Ancak tersine, Hayvan Meselesi, Doğa Meselesinin tam da ortasında yer alan bir meseledir. Hayvanlar her zaman canlılar d�nyasının canı, ruhu ve v�cudu olmuştur. Doğayla olan ilişkilerimizi sorgularken hayvanlarla olan ilişkilerimizi bir kenara koymak demek, en hayati �neme sahip noktayı g�zden ka�ırmak demektir. Duygusal, k�lt�rel, fiziksel, sembolik olarak hayvanlar canlılar d�nyasındaki en elzem canlılardır. D�nyaya bakış a�ımız a�ısından merkezi bir �neme sahiptirler; bu d�nyada varoluşumuz a�ısından merkezi bir �neme sahiptir. Eğer onlara �teki-karşıtlığıyla bakmaya devam edersek d�nyayı ve kendimizi vahşi ve şiddet dolu olarak, bayanlara ve farklı Diğerlerine bizden aşağı olarak, cinselliğimize ve biyolojimize utan� duyulacak bir şey olarak ve savaş da ka�ınılmaz g�z�yle bakmaya devam edeceğiz. Buradaki b�y�k resimle, doğayla karman �orman olmuş ilişkimizi ve hayvanlarla olan ilişkilerimizi bir ruh arayışı tetkikiyle incelemeden başa �ıkabileceğimizi sanıyorsak kendimizi aldatıyoruz demektir. Eğer Hayvan Meselesi etrafında dolaşıp hi� bir şey yapmamak istiyorsak o zaman onu olduğu yerde doğayla olan ilişkimizi daima bozacağı o yerde bırakabiliriz. Hakimiyet�iliği hayvanlarla ilişkilerimizi ve onlara bakışlarımızı g�zden ge�irmeden ��zemeyiz.

Eğer hakimiet�i d�nya bakışımızı k�kten bir şekilde değiştirmeyi ger�ekten istiyorsak, en zor meselelerle başa �ıkmak zorunda kalacağız, bunlar da hayvan deneyleri ve et yeme konularıdır. �oğu insan elbette bu kutsal topraklara girmek istemeyecektir. Klasik hakimiyet�i klişelere d�n�p yaptıkları şeyi savunmaya devam edeceklerdir. Bu insanları maruz g�rmek zorundayız; ��nk� �oğu insan alışkanlıklarını değiştirmeye ve ruhsal arayışlara meyilli değildir. Yaş, altk�lt�r, ve diğer koşullar bir �ok insana esnek olmama gibi bir �zellik verir, bu y�zden en iyisi onlara ilişmemektir. Ancak d�nya g�r�ş�m�z�, kendimize bakışımızı ve insan ruhumuzu samimiyetle yeniden yapılandırmak isteyenler i�in bu ruh arayışını ve yeniden değerlendirme �abasını engelleyecek hi�bir şey yoktur.

Hakimiet�i bakışı değiştirmeye başlamak i�in cinsiyet ve seks konusu iyi bir başlangı� noktası olabilir. Ataerkillik insan toplumu i�in iyi değildir, ama insanlar da buradaki rollerini değiştirmeye yandaş değiller. Bug�n erkekler 5000 sene �nce yaşamış insanlarla aynı tavırlar s�rd�rmek konusunda kendilerini sorumlu hissetmemeliler. Erkeklerin kadınların prenciplerini, stat�lerini ve g�c�n� d�zeltme s�re�lerine katılma ve eşitlik�e bir cinsel etik kurumlması y�n�nde katkıda bulunma gibi b�y�k bir sorumlulukları bulunuyor. Bunlar elbete zor g�revler, �st�nl�k ve imtiyaz sahibi olmanın keyfini s�rm�ş hi�bir grup bunlardan rahat bir şekilde vazge�memiştir.

Bu ve diğer basit şeyler erkeklere kendi insanlıklarını oluşturmaları ve bulmaları i�in bol bol se�enekler sunuyor, ma�o erkeklik g�sterileri yerine bu daha iyi bir şey. Ge�mişte erkekler avcılık sırasında ya da savaşta cesaretlerini g�steridler; acıya daynmakta ve hi� bir şey hissetmeden devam etmek g�sterdiler bunu. Ma�o g�steriler yerine modern insan samimi ve i�ten bir insan cesareti ve g�c� g�sterebilir. İnsan toplumunu �arpıtan ve canlılar d�nyasını tehdit eden geleneklerin dikenlerini kopartacak kadar cesur olabilir. Erkekler evde, işte ve bir b�t�n olarak toplumda eşit bir rol alacak kadar g��l� olabilir.

Pornografinin yapımcıları ve kullanıcıları olan erkekler; kadınları, insan v�cudunu, cinselliği ve doğayı aşağılayan bu end�striyi sona erdirecek g�ce ve cesarete sahip olabilir. Geleneksel mask�len k�lt�r değerleri duygusallıktan uzaklık, diğerlerini kontrol etme ve sertlik olan erkekler g��lerini bu değerleri silip yerine empati, elcilik ve b�t�n �tekilerle �cinsiyet, ırk ve t�r farkı olmadan-bir akrabalık bağı kurmak i�in kullanabilir.

Başlangı� toplumları tarafından sahip olunan farkındalığa benzer bir farkındalığa ulaşmak �zereyiz. Biyoloji ve ekoloji bilimleri, d�nyadaki muhteşem hayat ağını ve insanların bu ağdaki yerini g�rmemize yardım ediyorlar. Hayat, doğum,�l�m ve yeniden doğuş d�ng�lerinin doğayı hayatta canlı tuttuğunu ve evrim ge�irmeye de devam ettiğini g�r�yoruz. B�t�n canlılar d�nyasını daha k���k varlıkların bir araya gelmesinden oluşmuş bir �eşit İlk Varlık gibi g�rebiliriz, bu daha k���k varlıklardan birisi de biziz. Bu d�nyayı ilahi bir mucize gibi g�rmek yerine onu biyoloji ve evrimci bilim aracılığıyla anlıyor ve huşu duygusuyla doluyoruz. Ruh olarak yakın g�rd�ğ�m�z hayvanların �ektiği ızdırabı anlıyoruz; hayvanlar bizlere bir aitlik duygusu veriyorlar, bu d�nyadak, hayatın B�y�k Ailesine �ye olmamıza dair bir aitlik duygusu veriyorlar. Atalarımız bu bilgiyi ger�ek tecr�beleriyle kazandılar; bizlerse ironik olarak bilim yoluyla kazanıyoruz.

Bu global bakış a�ısı Batı�nın bu d�nyayı insanlar i�in bir imtihan d�nyası olarak g�ren kırsal din anlayışının bir �ok inancıyla �elişir. Dinin değişik kısımlarının insanların d�nyada yaşayan diğer varlıklarla ruh kardeşleri olduğu fikrine nasıl bir tepki vereceğini g�rmek ilgin� olacak. Eğer bunu başaramazlarsa din ve onun kısımları konuyla alakasız bir hal alacaklar. Doğayla ve etrafımızdaki haytala bağ kurmak anlamında bizlere katılamayacaklarsa bizler i�in ruhsal rehber olma ve huzur kaynağı olma �zelliklerini yitirecekler, aynen �nceki dinlerin başına geldiği gibi.

Batı dini atalarının dinleriyle barışmak zorunda- paganlarla, tanrı�alarla ve monoteistlerin zalimce bastırmaya �alıştığı diğer inan� sistemleriyle barışmak zorunda. Bunların �oğunun bug�n izleri var, ve bu ziler Hristiyan misyonerliği ve İslam�ı yayma �abalarına rağmen b�yle. Yahudilik ise teolojisini ve Tanrı�sını diğer insanlar ve k�lt�rlere asla empoze etmedi. Eğer Hristiyanlık ve İslam şu andaki katı k�ktendinci tavırlarını aşabilirse ve kendilerindeki bilginin �Tanrı�nın kesin s�z� olduğu� iddiasından vazge�ebilirse soykırımlar, ırk�ılık sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin yol a�tığı ter�rizmle yaralanmış insanlığın ruhsal dokusuna katkıda bulunabilirler. İronik olarak, aynı d�nyayı paylaşsalar da bu gruplar her iki taraftaki k�ktendincileri bu dokunun �oğunu yırtan kişiler olma durumundalar.

İnsan ruhsallığının d�nyadaki hayat duyulan hayret ve merak duygusuyla başladığını idrak ettiklerinde, insanların daima yaşayan diğer varlıklarla bir �eşit bağ kurarak huzur bulduklarını anladıklarında belki de işte o zaman başlangı� toplumlarındaki bilgeliği ve bu bilgeliğe duyulan ihtiyacı anlayabileceklerdir.

Bana g�re başlangı� toplumları g�r�ş�, canlılar d�nyasının bilimsel manada daha iyi kavranmasıyla beraber artık g�ncellenmiş bir bilgi olarak insan ruhsallığı i�in en iyi bir �midi �neriyor. D�nyadaki hayat mucizedir ve kutsaldır. Dinamik, canlılar d�nyası yaratıcıdır, İlk Varlık�tır, hayat sağlayandır, ve b�t�n varlıklar i�in- insan dahil- son varış yeridir. Biz insanlar diğer canlılarla beraber evrim ge�irdik; onların hayatları bizleri bilgilendirdi. Onlar varoluşumuza modeller sağladı; zihinlerimizi ve k�lt�rlerimizi şekillendirdiler. Hakimiyet�ilikten uzak durarak bilimleri d�nyamızı ve buradaki yerimizi daha iyi anlamak i�in uygulayabiliriz. Ardından diğer hayvanlarla ve bu d�nyaya ait olmakla alakalı bir derin bir akrabalık hissinin keyfini s�rebiliriz.

Ve bir kez daha bu d�nyanın acılarını anlayabiliriz. Yaşayan varlıkların oluşturduğu o inanılmaz aileye dahil olduğumuzu hissedebiliriz. Canlılar d�nyasındaki s�rekliliğimizi hissedebiliriz. Ve birkez daha bu d�nyada ger�ek bir kutsallık hissinin nasıl olduğunu hissedebiliriz.

�eviri:CemC

www.hayvanozgurlugu.com

Fair Use Notice and Disclaimer
Send questions or comments about this web site to Ann Berlin, annxtberlin@gmail.com