Visitor:

About ALF > Worldwide Actions > Turkey > Turkish Translations of AR - FAQs

Translation of Wikipedia's article on Animal Testing

Hayvan Deneyleri

Hayvan deneyleri/testleri, hayvanların bilimsel araştırmalarda kullanılmasına denir. –Zebrabalığından primatlara kadar- senede 50 ile 100 milyon omurgalı hayvanın deneylerde kullanıldığı tahmin ediliyor. Daha fazla sayıda omurgasız hayvan kullanılsa, ve sineklerin ve solucanların model organizmalar kullanılması çok önemli olsa bile, omurgasız hayvanlarla yapılan deneyler genellikle düzenlemeye tabi tutulmamıştır ve istatistiklere de dahil edilmezler. Birçok hayvan deneyde kullanıldıktan sonra ötenazi ile öldürülür. Laboratuar hayvanlarının kaynakları ülkelere ve türlere göre değişim gösterir; bir çok hayvan özellikle bu amaçla yetiştirilirken, bir çok diğer hayvan da doğal ortamlarında yakalanabilir, veya hayvanları açık artırmalardan veya hayvan dövüşlerinden elde eden bu işin tüccarları tarafından tedarik edilebilir.

Araştırmalar üniversitelerde, tıp okullarında, ilaç şirketlerinde, çiftliklerde, savunma teşkilatlarında ve endüstriye hayvan deneyleri tedarik eden ticari kuruluşlarda hayata geçirilir. Genetik, gelişimsel biyoloji, davranış çalışmaları, ve bunların yanında biyomedikal araştırma gibi uygulamalı araştırmalar, genotransplantasyon, ilaç testi, ve kozmetik deneyleri de içeren toksikoloji deneylerini de kapsar. Hayvanlar ayrıca eğitim, soy yetiştirme ve savunma araştırmaları amacıyla da kullanılırlar.

British Royal Society gibi bu deneyleri savunan kuruluşlar, 20. Yüzyıldaki neredeyse her tıbbi başarının bir şekilde hayvan deneylerine dayandığını söylerler. Institute for Laboratory Animal Research of the U.S National Academy of Sciences ise sofistike bilgisayarların bile moleküller, hücreler, dokular, organlar, organizmalar ve çevre arasındaki etkileşimleri modelleyemeyeceğini söylüyor, bu yüzden de hayvan deneylerinin bazı alanlarda bir şekilde gerekli olduğunu savunuyor. ABD ve İngiliz hükümetleri hayvan deneyleri sayesinde bilimsel ve tıbbi hedeflerin geliştirilmesini destekliyor, ama deneylerin hayvan kullanımını ve hayvanların çektiği acıyı azaltması şartıyla. Diğerleri, mesela British Union for the Abolition of Vivisection (BUAV), dirikesimin gerekliliğini sorgularken bazı argümanlar geliştirir: mesela deneylerin zalim olduğu, bilimsel manada çok da faydalı olmadığı, insanlardaki etkileri doğru tahmin edemediği, yetersiz bir biçimde düzenlendiği, maliyetin arzu edilen faydaya kıyasla pahalıya mal olduğunu ve hayvanların deneylerde kullanılmalarına mani olacak bir hakları olduğunu söylerler.

Tanımlar

Hayvan testleri, hayvan deneyi, hayvan araştırması, in vivo testler ve dirikesim terimleri, aynı düzanlama ama farklı yananlamlara sahiptir. "Dirikesim" sözcüğü canlı bir hayvanın "kesilmesi" anlamına gelir ve tarihsel olarak da canlı hayvanların parçalara ayrıldığı deneylere atfen kullanılmıştır. Bu terim artık canlı hayvanların kullanıldığı her deneyi ifade ediyor; mesela, Encyclopedia Britannica "dirikesim"i şöyle tanımlıyor: "bir canlı hayvan üzerinde iyileştirme amacından çok deneysel amaçlarla ameliyat yapmak; daha geniş anlamda canlı hayvanlar üzerinde yapılan bütün deneyler." Diğerleri için bu terim işkence, acı çekme ve ölüm anlamlarına geliyor. "Dirikesim" sözcüğü bu araştırmaya karşı olanlar tarafından kullanılır, biliminsanları ise genellikle "hayvan deneyleri" ifadesini tercih ederler.

Tarih

Hayvan deneylerine yapılan en eski referanslar M.Ö 2. ve 4. yy. Yunan yazılarında bulunuyor. Aristo and Erasistratus canlı hayvanlarla deney yapan ilk kişilerdendi. 2. Yüzyıl Roma’sında bir hekim olan Galen, domuzları ve keçileri parçalara ayırıyordu, ve halen "dirikesimin atası" olarak bilinir.

Hayvanlar tarih boyunca bilimsel araştırma amacıyla kullanıldı. 1880lerde Louis Pasteur, koyunlara şarbon vererek mikrop teorisini ikna edici şekilde kanıtladı. 1890larda Ivan Pavlov klasik şartlanmayı tanımlamak için köpekleri kullandı. İnsülin önce 1922’de köpeklerden yalıtıldı ve şeker hastalığı tedavisinde devrim yarattı. 3 Kasım 1957’de bir Rus köpeği, Laika, uzaya çıkan ilk köpek oldu. 1970lerde armadillolar kullanılarak cüzzam hastalığı tedavisi için aşılar ve antibiyotik tedaviler geliştirildi, ardından insanlara uygulandı. İnsanların hayvanların genlerini değiştirebilme yeteneği 1974’te büyük bir ilerleme kaydetti. Bu tarihte Rudolf Jaenisch fare genomuna SV40 virüsünden DNA entegre ederek memeli hayvanlarda ilk gen naklini gerçekleştirmiş oldu. Bu genetik araştırma hızla yayıldı, 1996’da yetişkin hücreden kolanlanmış ilk memeli olan koyun Dolly doğdu.

Toksikoloji 20. yüzyılda önem kazandı. 19.yüzyılda ilaç kullanımını düzenleyen kanunlar daha esnekti. Mesela, ABD’de hükümet müşterilere zarar veren ürünler satan bir şirket aleyhine dava açıldığı zaman bir ilacı yasaklayabilirdi. Bununla beraber, 1937 yılında "Elixir of Sulfanilamid" adında bir ilaç 100den fazla kişinin ölümüne sebep olunca, ABD kongresi, satışa sunulmadan önce ilaçların hayvanlar üzerinde güvenlik testlerine tabi tutulmasını zorunlu hale getirdi. Diğer ülkeler de benzer yasaları kabul ettiler. 1960larda, Thalidomid trajedisinin ardından ( Anneleri hamilelik esnasında bu ilacı kullandığı için, Avrupa ve Afrika’da 10.000 çocuk vücutlarında korkunç bozukluklarla dünyaya geldi), bir ilaç satışa sunulmadan önce hamile hayvanlar üzerinde güvenlik testlerinin yapılmasını zorunlu kılan yeni yasalar kabul edildi.

Hayvan deneyleriyle alakalı tartışmalar 17.yüzyıla kadar uzanır. 1655’de Galenik hekimliğini savunan Edmund O’Meara "dirikesimin korkunç işkencesi vücudu doğal olmayan bir duruma sokmaktadır" demiştir. O’Meara ve diğerleri dirikesim sırasında hayvan fizyolojisinin acıdan etkilenebileceğini ve bu yüzden alınacak sonuçların da güvenilir olmayacağını ileri sürdüler. Etik temellere dayanan itirazlar da mevcuttu, insanlar fayda görecek diye hayvanların zarar görmesi kabul edilemez deniyordu. Hayvan deneylerine ilk itirazlar başka bir açıdan da yapılmıştır- bir çok insan hayvanların insanlardan daha alt düzeyde varlıklar olduğunu, çok farklı olduğunu düşünüyor ve alınacak sonuçların insanlara uygulanamayacğını söylüyorlardı.

Tartışmanın diğer tarafında, hayvan deneyleri savunanlar bu deneylerin tıbbi ve biyolojik bilgileri geliştirmek için gerekli olduğuna inanıyorlardı. "Dirikesimcilerin prensi" ve fizyolojinin babası olarak bilinen Calude Bernard -eşi Marie Françoise Martin 1883’te Fransa’da ilk dirikesim karşıtı topluluğu kurmuştu- 1865’te " hayat bilimi, mükemmel ve göz kamaştıran ışıklarla aydınlatılmış bir holdür ama oraya da ancak uzun ve iğrenç bir mutfaktan geçerek ulaşılabilir" diye yazmıştı. "hayvanlar üzerinde yapılan deneyler… insanın hijyeni ve toksikolojisi için kesindir…bu maddelerin etkileri hayvanlarda olduğu gibi insanda da aynıdır, ancak derece farklılıkları olabilir" şeklinde düşünen Bernard ardından hayvan deneylerini standart bilimsel metodun bir parçası olarak kabul etmiştir. 1896’da fizyolog ve hekim Dr. Walter B. Cannon " dirikesim karşıtları Theoadre Roosevelt’in ‘vicdanı olmayan sağduyu suça itebilir insanı, ama sağduyusuz vicdan insanı budala yapar, bu da suçun hizmetçisidir’ şeklindeki sözlerinde yer alan bu ikinci tür insan tipindendir" demiştir. Hayvan deneylerine taraf olan ve karşı olanlar arasındaki bu ayrımlar 1900lerin başında kahverengi köpek olayı sırasında dikkat çekmiştir; bu olayda dirikesimde öldürülen bir köpek için bir tören düzenlenmiş ve ardından dirikesim karşıtları, tıp öğrencileri ve polis çatışmıştır. (Bu olay 1903-1910 tarihleri arasında meydana geldi. 1903’te, William Bayliss, tıp öğrencileri önünde yasa dışı bir dirikesim olayı gerçekleştirdi. Köpek bir terrierdi. Bayliss ve öğrencileri köpeğin anesteziyle uyutulduğunu söyledilerse de dirikesim karşıtları köpeğin bilinçli olduğunu ve acı çektiğini ileri sürdüler. Ulusal Dirikesim Karşıtları Topluluğu olayı kınadı, Bayliss ise hakaret gördüğünü ileri sürerek dava açtı ve kazandı. Ulusal Dirikesim Karşıtları Topluluğu olayın unutulmasını önlemek için 1906’da öldürülen köpeğin bir heykelini yaptırdılar. 1906’da, Battersea’de heykel açıldı, ama tıp öğrencileri heykelin altındaki levhada yazan" İngiltere’nin erkek ve kadınları, bunlar daha ne kadar devam edecek? " sözleri üzerine heykele saldırdı. Heykel 24 saat boyunca korumaya alındı. 10 Aralık 1907’de 1000 kişi heykeli protesto etmek amacıyla Londra’nın merkezine yürüdü; bu 1000 kişi ile Süfrajeler, işçi sendikalarından işçiler ve 400 polis memuru arasında çatışmalar yaşandı. Bu olay, Kahverengi Köpek Olayı olarak bilinir.)

1822’de İngiliz parlamentosunda ilk hayvanları koruma yasası kabul edildi, Cruelty to Animals Act-1876(Hayvanlara Zulüm Yasası)’nin hemen ardından kabul edildi, böylece hayvan deneylerini düzenleme amaçlı ilk yasa olmuş oldu. Mevzuat Charles Darwin tarafından teşvik edildi. Darwin 1871’de Ray Lankester’a şunları yazmıştı: " Dirikesimle ilgili fikirlerimi soruyorsunuz. Fizyoloji konusundaki gerçek araştırmalar için gerekli olduğunda hemfikirim; ama boş, lanet olası, iğrenç meraklar yüzünden yapılanlara gelince, hissettiğim korkudan hasta olduğumu hissediyorum, bu yüzden başka bir şey söylemeyeceğim, yoksa bu gece uyumam mümkün olmaz."

Hayvanların tıbbi araştırmalarda kullanılmasına ABD’de ilk itiraz, 1860larda Henry Bergh’in American Society for the Prevention of Cruelty to Animals (ASPCA- Hayvanlara Yapılan Zulmü Engelleme Topluluğu) kurmasıyla ortaya çıktı. Amerika’nın ilk dirikesim karşıtı kuruluşu ise 1868’de kurulan American AntiVivisection Society (AAVS- Amerikan Dirikesim Karşıtları Topluluğu)’ydu. O dönemin dirikesim karşıtları genellikle medeniyetin yayılmasını sağlayan şeyin merhamet olduğuna inanıyorlardı, ve onlara göre dirikesim zalimlikti. Buna rağmen, ABD’de dirikesim karşıtlarının çabaları, tıp çevrelerinin etkileri ve daha üstün kuruluşlar nedeniyle her resmi ortamda yenilgiye uğramıştır. Sonuçta, bu hareket 1966’da Laboratory Animal Welfare Act- Laboratuar Hayvanı Refahı Yasası (AWA) kabul edilene dek önemli bir yasal başarı elde edemedi.

Hayvanların Bakımı ve Kullanımı

Düzenlemeler

Laboratuarlardaki hayvanlara uygulanan düzenlemeler türlere göre değişiklik gösterir. ABD’de AWA koşulları ve National Institute of Health (NIH-Ulusal Sağlık Kurumu)’nun Guide for the Care and Use of Laboratory Animals (Laboratuar Hayvanlarının Bakımı ve Kullanımı- The Guide) gözetimi altında, bilimsel olarak makulluğu ispatlanabiliyorsa, hayvanlar üzerinde her türden prosedür uygulanabilir. Genel olarak, araştırmacıların kurumun veterinerine ve Animal Care and Use Committe (IACUC- Hayvan Bakım ve Kullanım Komitesi)ne başvurması gerekir. Her araştırma kurumunda bu birimlerin bulunması zorunludur. IACUC, hayvan içermeyen alternatifler de dahil diğer alternatiflerin göz önüne alındığından, deneylerin manasız şekilde eski deneyleri tekrar eden deneyler olmadığından ve eğer yapılan çalışmayla alakası yoksa hayvanların çektiği acının giderilmesinden emin olmalıdır. Bir laboratuar veterineri olan Larry Carbone, yaşadığı tecrübelere dayanarak IACUC’un çalışmalarını türlere bakmasızın ciddiye aldığını, ama primat kullanımının daima sorun olduğunu yazmaktadır.

Fareler, sıçanlar, kuşlar Hayvan Refahı Yasası’na dahil değildir (ama the Guide’a dahildirler) ve seneler boyunca Kongre’nin ve Amerikan Tarım Bakanlığı (USDA)’nın "hayvan" tanımlaması defalarca değişmiş, ve bu değişimler sırasında belli başlı hayvan türleri hayvan refahı yasasına dahil edilirken diğerlerinin, özellikle de çiftlik hayvanlarının yasanın dışında tutulmasına dikkat edilmiştir.

Sayılar

Hayvan deneylerinde kullanılan gerçek hayvan sayısını bilmek zor. The British Union for the Abolition of Vivisection –İngiliz Dirikesim Kaşıtları Birliği (BUAV) her yıl dünya çapında 100 milyon omurgalı hayvanın deneylerde kullanıldığını öne sürüyor, bu sayının 10-11 milyonu ise Avrupa Birliği sınırları içerisinde. Nuffield Bioetik Konseyi, yıllık sayının 50 ile 100 milyon arasında değiştiğini söylüyor.

Bu sayıların hiç biri, bu yazıdakiler de dahil, karides gibi omurgasız hayvanların sayısını kapsamıyor. Araştırma için özellikle üretilen ve sonra da üretim fazlası olarak öldürülen, sadece üreme amaçlı kullanılan hayvanlar, sütten kesilmemiş hayvanlar (laboratuarlar bu hayvanları saymazlar) bu sayılara dahil değildir.

USDA- Amerikan Tarım Bakanlığı’na göre, 2005’de ABD’de deneylerde kullanılmış hayvan sayısı, 1.2 milyondu; ama bu sayıya araştırmaların %90ını oluşturan fareler ve sıçanlar dahil değildir. 1995’te Tufts University Center for Animals and Public Policy, 1992’de Amerika’daki laboratuarlarda 14-21 milyon hayvan kullanıldığını ve bu sayının 1970deki 50 milyon hayvan sayısına oranla ciddi bir düşüş olduğunu belirtti. 1986’da ABD Teknolojik Gelişmeler Kongre Ofisi-US Congress Office of Technology Assessment ABD’de deneylerde kullanılan hayvan sayısının 10 milyon ile 100 milyon arasında değiştiğini, en iyi tahminle bu sayının en azından 17 milyonla 22 milyon arasında olabileceğini ortaya koymuştur.

İngiltere’de İçiçleri Bakanlığı 2004’te yaklaşık 3 milyon prosedürün uygulandığını söylüyor. 1992’den beri ardı ardına en yüksek rakamlar bunlar. Birçok hayvan sadece tek bir prosedürde kullanılır: hayvan ya deney sonrası ölür ya da ötenazi ile öldürülürler. "Prosedür" kelimesi burada dakikalarca, aylarca ya da yıllarca sürebilen deneyler anlamına geliyor.

Türler

Omurgasız Hayvanlar

Omurgalı hayvanlara kıyasla çok daha fazla sayıda omurgasız hayvan kullanılsa da, bu deneyler büyük oranda yasa tarafından düzenlemeye tabi tutulmamıştır. En çok kulanılan omurgasız türü Drosophila melanogaster, yani meyve sineğidir. Bir ikincisi ise, Caenorhabditis eleganstır, yani iplikkurdudur. İplikkurdunun vücudu tamamen şeffaftır ve organizmanın hücreleri tamamen bilinir. Meyve sineğiyle alakalı çalışmalar ise birçok değişik genetik araçlar kullanmayı gerektirebilir. Bu hayvanlar omurgalı hayvanlara göre daha fazla avantajlar sunar, kısa ömürleri ve çok sayıda örnekle kolay kullanılabilmeleri, binlerce meyve sineği veya iplikkurdunun bir odada kullanılabilmesi büyük avantajdır. Buna rağmen, adapte olabilen bir bağışıklık sisteminin eksikliği ve basit organları bu hayvanların aşı geliştirme amacıyla tıp araştırmalarında kullanılmalarına engel oluyor. Benzer şekilde, sinekler de uygulamalı tıbbi araştırmalarda fazla kullanılmazlar, çünkü onların bağışıklık sistemi insanlarınkinden oldukça farklıdır, ayrıca böceklerdeki hastalıklar daha kompleks hayvanların hastalıklarından çok farklı olabilir.

Kemirgenler, balıklar ve tavşanlar

ABD’de fare ve sıçanların yıllık kullanım sayısının 20 milyon civarında olduğu sanılıyor. Hint domuzu, hamster ve gerbiller gibi diğer kemirgenler de kullanılıyor. Maliyetleri az olduğu için, hacimleri, rahat ele alınabilmeleri ve hızlı üreme oranları sebebiyle fareler en çok kullanılan omurgalı hayvan türüdür. Fareler, kalıtsal insan hastalığının en iyi modeli olarak kabul edilirler ve insanlarla genlerini %99 oranında paylaşırlar. Genetik mühendislik teknolojisinin gelişmesiyle, genetik olarak modifiye edilmiş fareler bir tür oluşturmak amacıyla özellikle üretilebilir ve birçok insan hastalığı için modeller sağlayabilirler. Sıçanlar da fizyoloji, toksikoloji ve kanser araştırmaları için sık sık kullanılıyor; ama genetik manipülasyonlar farelere kıyasla sıçanlarda daha zordur, bu da temel bilimlerde sıçanların kullanılma oranını sınırlamaktadır.

2004’te İngiltere’de yaklaşık 200,000 balık ve 20,000 amfibik hayvan (yüzergezer) kullanıldı. Kullanılan ana tür zebrabalığıdır, yani Danio Rerio, ve bu hayvanlar embriyo dönemlerinde yarı şeffaftırlar. Diğer en sık kullanılan tür de Xenopus Laevis’tir. 2004’te İngiltere’de 20,000’den fazla tavşan hayvan deneylerinde kullanıldı.

Albino tavşanları göz tahrişi tesltlerinde kullanıldı; çünkü tavşanlarda diğer hayvanlara göre daha az gözyaşı akıntısı bulunur ve poliklonal antikorlarda da göz pigmenti eksikliği vardır.

Kediler ve Köpekler

Kediler en çok nörolojik araştırmalarda kullanılır. ABD’de 2000 yılında 25,500den fazla kedi kullanıldı ve bunların yarısı, Amerikan Dirikesim Karşıtları Topluluğu verilerine göre "acı ve/veya endişe" potansiyeli bulunan deneylerde yer aldı.

Köpekler; eğitim, teste tabi tutma ve biomedikal araştırmalarda sık sık kullanılır- özellikle beaglelar kullanılır, çünkü bu hayvanlar sakindir ve onlarla başa çıkması kolaydır. Kardiyoloji, endokrinoloji, kemik ve eklem çalışmalarında insan modelleri olarak kullanılırlar. Humane Society of the United States – ABD İnsancıl Toplumu’na göre, bu araştırmalar giderek yayılmaktadır. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) 2005 yılı Hayvan Refahı Raporu’na göre USDA kayıtlı kurumlarda bu yıl içerisinde 66,000 köpek kullanılmıştır. ABD’de bazı köpekler bu amaçla üretilirler, diğer bir çoğu ise USDA tarafından lisans almış B sınıfı sözde dağıtımcılar tarafından açık artırmalardan, barınaklardan, gazete ilanlarından elde edilirler; ama bazen de by kişiler köpekleri çalmakla suçlanırlar.

Primatlar

Primatlar toksikoloji çalışmalarında, AIDS çalışmalarında, hepatit çalışmalarında, nöroloji çalışmalarında, davranış ve biliş, üreme, genetik çalışmalarında ve hayvan organlarının insanlara nakledilmesinde kullanılırlar. Ya doğal ortamlarında yakalanırlar ya da özellikle yetiştirilirler. ABD’de ve Çin’de birçok primat ülke içerisinde yetiştirilirken, Avrupa’da çoğunluğu ithal edilir. Rhesus maymunları, knomolgus maymaunları, sincap maymunları, baykuş maymunları ithal edilirler; yaklaşık 12,000 -15,000 arası sayıda maymun her yıl ABD’ye ithal edilir. Toplamda 70,000e yakın primat her yıl ABD ve Avrupa Birliği’ne ithal edilir. Primatların çoğu makaklardır; ama ipek maymunları, örümcek maymunları, ve sincap maymunları da kullanılır, babunlar ve şempanzeler özellikle ABD’de kullanılır, 2006’da ABD’deki primat merkezlerinde 1133 şempanze bulunuyordu. İlk transgenik primat 2001’de üretildi. Rhesus makaklarına yeni genler verebilmeyi sağlayan bir metodun geliştirilmesi üzerine oldu bu. Bu gen nakli teknolojisi artık genetik bir bozukluk olan Huntington hastalığı tedavisinde uygulanıyor. Primatlarla yapılmış önemli çalışmalar çocuk felci aşısının geliştirilmesi için, Derin Beyin Stimülasyonunun geliştirilmesi için kullanıldı. Ve şu anda en anti-toksikolojik kullanımları da maymun AIDS’i olan SIV’de görülüyor.

Kaynaklar

Laboratuarlarda kullanılan hayvanlar genellikle özel dağıtımcılar tarafından sağlanır. Omurgalı ve omurgasız hayvanlar için kaynaklar farklı farklıdır. Birçok laboratuar sinekleri ve solucanları kendileri üretip yetiştirirken, soy ve mutantlar söz konusu olunca bunları birkaç ana stok merkezinden alırlar. Omurgalı hayvanlar için, üreticiler gibi bazı kaynaklar özellikle üretilmiş hayvanlar sağlar, vahşi hayvan tedarik eden şirketler vardır, ayrıca hayvan dövüşlerinden, açık artırmalardan, gazete ilanlarından hayvan tedarik eden dağıtımcılar da bulunmaktadır. Hayvan barınakları da laboratuarlara doğrudan hayvan tedarik eder. Genetik olarak modifiye edilmiş hayvanları dağıtan büyük merkezler de vardır; mesela, National Institute of Health Knockout Mouse Project adlı kurum fare genomundaki her gen için mükemmel fareler sağlamaktadır.

ABD’de A sınıfı hayvan üreticilerine ABD Tarım Bakanlığı (USDA) tarafından hayvanları araştırma amaçlarıyla satmaları için lisans verilirken, B Sınıfı hayvan yetiştiricilerine, açık artırmalar, hayvan döğüşleri ve gazete ilanları gibi "rastgele kaynaklar"dan hayvan alma amacıyla lisans verilir. Bazı B Sınıfı dağıtımcılar ev hayvanlarını kaçırmakla, yasa dışı şekilde sokak hayvanlarını toplamakla suçlanmaktadır, buna desteleme adı verilir. 1966 yılında Laboratuar Hayvanları Refahı Kanunu’nun çıkmasındaki sebeplerden birisi de ev hayvanlarının araştırma kurumlarına satılmasından dolayı rahatsız olan kamu vicdanıydı. Ticaret Komitesi 1966’da çalınan hayvanların Veterinerler İdare Tesisleri’nden alındığını bildirmiştir, bunun yanında Mayo Enstitüsü, Pennysylvania Üniversitesi, Standford Üniversitesi, Harvard ve Yale Tıp Fakültelerinden de geri alınmıştır. USDA, 2003’te Arkansas’ta, B Sınıfı dağıtımcılara yapılan bir baskında bir düzine çalınmış ev hayvanı bulmuştur.

ABD’deki dört eyalet-Minnesota, Utah, Oklahoma ve Iowa- barınaklardan araştırma kurumlarına hayvan tedarik etmelerini ister. 14 eyalet açık açık bu eylemi yasaklamıştır, ama geri kalanlar ya izin verir ya da bağlayıcı bir yasal zemin dayatmaz.

Avrupa Birliği’nde, hayvan kaynakları Council Directive-Konsey Yönergesi 86/609/EEC tarafından yönetilir ve buna göre vahşi veya sokak köpeği/kedisi olmadığı, yasal olarak ithal edilmediği sürece, laboratuar hayvanlarının özellikle yetiştirilmesi gerekmektedir. İngiltere’de, deneylerde kullanılan hayvanların çoğu 1988 tarihli Animal Protection Act- Hayvanları Koruma Yasası uyarınca özellikle yetiştirilir; ama yaban ortamlarda yakalanan primatlar istinasi ve haklı gerekçeler ortaya konabilirse kullanılabilir. ABD ayrıca doğal ortamlarından yakalanan primatların da kullanılmasına izin verir, 1995 ve 1999 arasında 1,580 babun ABD’ye ithal edildi. 1995 ve 2000 yılları arasında ithal edilen babunların yarısı Charles River Laboratuarları Şirketi veya Covance şirketi, yani ABD’ye en büyük ithalatı gerçekleştiren şirket tarafından kullanılmıştır.

Ağrı ve Acı Çekmek

Hayvan deneylerinin sebep olduğu ağrı ve acıların ölçüsü ve hayvanların bu acıları kavrayabilme ve tecrübe edebilmes kapasiteleri büyük tartışmaların odak noktasıdır.

ABD Tarım Bakanlığı’na göre, 2006’da 670.000 hayvan (sıçanlar, kuşlar veya omurgasız hayvanlar bu sayıya dahil değil) birden fazla ızdırap veya ağrıya sebep olan prosedürde kullanıldı. 420.00 kadarı ağrı ve ızdırıp hislerinin anestezi ile giderildiği prosedürlerde kullanıldı, ama 84.000 kadarı ise giderilmesi mümkün olmayan ağrı ve ızdıraplar yaşadıkları çalışmalarda kullanıldılar.

İngiltere’de, araştırma projeleri yumuşak, orta seviyede ve kayda değer denerek sınıflandırılır, ve bu sınıflandırma, yapılan çalışmanın sebep olabileceği ağrı ve acı ölçüsüne göre verilir; dördüncü bir kategori de mevcut, buna " sınıflandırılmamışlar" kategorisi deniyor. Bu kategori, araştırmacılara göre hayvanın çalışmanın ardında bilincini kazanmadan anestezi edilip öldürüldüğü anlamına geliyor. 2001 yılı Aralık ayında, proje lisanslarının %39’u (1.296 adeti) yumuşak ismi aldı, %55’i (1.811 adeti) orta seviyedeydi, % 2’si kayda değer bulunmuştu, sınıflandırılmayan lisanslar ise %4’tü (139 adet).

Hayvanların insanlar gibi acı hissedemeyeceği fikri 17. yüzyıl düşünürü Rene Descartes’a dek uzanır. Descartes bilinçleri olmadığı için hayvanların ağrı veya acı hissetmediklerini ileri sürmüştü. Hayvanların acılarının giderilmesine dair 2 adet ABD Federal yasasının en önde gelen yazarı da olan Colorado Üniversitesi’nden Bernard Rollin, araştırmacıların 1980lerin ortalarına dek hayvanların acı çekip çekmediğinden emin olamadıklarını, ve 1989’dan önce ABD’de eğitim almış veterinerlerin doğrudan doğruya hayvanların acısını görmezden gelmeleri yönünde eğitim aldıklarını söylemiştir. Bilim insanları ve veterinerlerle olan görüşmelerinde, Rollin’den hayvanların bilinçli olduklarını ispatlaması, ve acı hissedebildiklerini "bilimsel olarak kabul edilebilecek" temellerle göstermesi istenmiştir. Carbone’un hayvanların daha farklı bir acı hissettikleri görüşü artık bir azınlığın görüşünü yansıtmaktadır. Bu konudaki akademik görüşler, hayvanların az da olsa bilinçli düşünceleri ve hisleri olduğu fikrinin altını muğlak bir tarzda çizerken, bazı eleştirmenler hayvanların zihinsel durumlarının sağlam bir şekilde belirlenemeyeceğini iddia etmeye devam ederler. Böcekler gibi omurgasız hayvanların acı hissetme yeteneklerinin olup olmadığı da hala belirsizdir.

Ötenazi

Hayvanların sebepsiz yere hayatlarına son verilmemesi gerektiği genel kabul gören bir görüştür. Yasal düzenlemeler bilim insanlarının mümkün olduğunca az hayvan kullanması yönünde tavır belirtiyor. Buna rağmen, politikacılar acı çekmenin esas mesele olduğunu düşünüp ötenaziyi acı azaltmanın bir yöntemi olarak görürken, RSPCA gibi diğerleri ise laboratuar hayvanlarının sırf varoldukları için değerli olduğunu söylüyorlar. Yasal düzenlemeler belli başlı metodların ağrı ve acıya sebep olup olmadığına odaklanırken, ölmelerinin hoş olmadığı fikrini es geçmektedir. Hayvanlar, çalışmaların sonunda numune almak için, ya da postmortem incelemeler için ötenazi yöntemiyle öldürülürler. Çalışmalar sırasında eğer acıları veya ağrılar kabul edilemez denen türden kategorilere giriyorsa mesela depresyon halindelerse, tedaviye cevap vermeyen bir enfeksiyon geçiriyorlarsa, büyük sayılabilecek hayvanlar 5 gün boyunca yemek yemezlerse, üremeye uygun değillerse veya başka sebeplerle istenmezlerse gene ötenazi yöntemiyle öldürülürler.

Laboratuar hayvanlarının ötenazi yöntemiyle öldürülmeleri sırasında hayvanların hızla bilinç kaybı yaşayarak ya da ızdırap/acı hissetmeden ölmeleri sağlanır. Tercih edilen metodlar veteriner konseylerinin yayımladığı metodlardır: hayvanlara karbon monoksit ve karbon dioksit gibi gazlar verilebilir, bu gazlar hayvan bir odaya kapatılarak, bir yüz maskesi kullanarak, anestezi ve sakinleştirici alarak/almayarak gerçekleştirilir. Barbitürat gibi sakinleştiriciler ya da uyuşturucular damardan verilebilir, veya soluma yollu uyuşturucular kullanılabilir. Fiziksel yöntemler de kullanılır, yönteme göre sakinleştirici veya uyuşturucu kullanılabilir. Önerilen metodlar, tavşan ve kemirgenler için başlarının koparılmasıdır. Kuşlar, fareler, ve olgunlaşmamış sıçan ve tavşanlar için boyun kırma yöntemi kullanılabilir. Maserasyon sadece 1 günlük civcivlerde kullanılır. Beynin mikrodalgada yüksek yoğunlukta radyasyona maruz bırakılması ise beyin dokusunu koruyabilir ve 1 saniyeden az sürede ölüme sebep olabilir, ama artık sadece kemirgenlerde kullanılıyor bu yöntem. Baş kemeri ile öldürme yöntemi, özellikle köpeklerde, geviş getiren hayvanlarda, atlarda, domuzlarda ve tavşanlarda kullanılır. Bu yöntem beyni sıkıştırarak ölüme sebep verir. Hayvanlar silahla da öldürülebilir, ama ancak baş kemeri kullanılamadığı durumlarda kullanılır bu yöntem. Bazı yöntemler ancak hayvan bilincini kaybettikten sonra geçerlidir. Elektrikle idam büyük baş hayvanlar için, koyunlar için, domuzlar, tilkiler ve vizonlar için kullanılabilir; ama hayvanın bilincini yitirmiş olması şarttır, ve öncesinde de hayvanın elektrikle sersemletilmesi gerekir. Murdar iliğinin kesilmesi yöntemi hayvan halihazırda bilincini yitirmiş durumdaysa kullanılabilir. Yavaş ya da hızlı bir şekilde hayvanın dondurulması, veya damar tıkanıklığı ancak olay öncesinde anestezi uygulanmışsa uygundur.

Araştırmaların Sınıflandırılması

Katışıksız Araştırma

Basit ya da saf araştırmalar, organizmaların nasıl davrandığını, nasıl geliştiğini ve işlevlerini yerine nasıl getirdiğini inceler. Hayvan deneylerine karşı olanlar, katışıksız araştırmaların pratik bir amaçlarının olmadığını ya da çok az olduğunu öne sürerek itiraz ederler, ama araştırmacılar bu deneylerin önceden bilinemeyecek faydaları olduğunu söylerler; tabii bu arada uygulamalı deneylerle – ki uygulamalı deneylerin belirli bir hedefi vardır- katışıksız deneyler arasındaki ayrımı muğlaklaştırırlar.

Katışıksız araştırmalar, uygulamalı araştırmaya kıyasla daha fazla sayıda ve daha fazla çeşitte hayvan kullanır. Meyve sinekleri, iplikurtları, fareler, sıçanlar hep beraber en büyük çoğunluğu oluştururken, diğer türlerden deniz salyongozları ve armadillolara kadar uzanan az sayıda hayvan da kullanılabilir.

Katışıksız araştırmalarda kullanılan hayvan çeşitleri ve yapılan deneylerden bazıları şunlardır:

Embriyo gelişmesi ve gelişimsel biyoloji çalışmaları. Mutantlar, genomlarına transpozonlar eklenerek veya gen hedeflemesi yapılarak belli genlerin yok edilmesi biçiminde yaratılırlar. Bu değişikliklerin gelişmeye yapmış olabileceği etkileri inceleyerek, bilim insanları organizmaların normal olarak nasıl geliştiğini ve bu süreçte nelerin yanlış gidebileceğini anlamayı hedeflerler. Gelişimin temel kontrolleri mesela homeobox genleri gibi temel kontroller meyve sinekler ve insan gibi bambaşka organizmalarda bile benzer işlevler üstlendiği için, bu çalışmaların önemi büyüktür.

Davranışla alakalı çalışmalar. Organizmaların birbiriyle nasıl iletişim kurduğunu, çevresiyle nasıl iletişim halinde olduğunu anlamak için yapılan araştırmalardır. Bu çalışmalarda meyve sinekleri, solucanlar, fareler ve sıçanlar çok sık şekilde kullanılırlar. Beyin işleviyle alakalı çalışmalar, mesela hafıza ve sosyal davranış çalışmaları, sıklıkla sıçanları ve kuşları kullanır. Bazı türler söz konusu olduğunda, bu araştırmalar , tutsak hayvanlar için zenginleştirici stratejilerle birleştirilir, çünkü böylece hayvanlara daha geniş bir davranış gösterme sahası yaratılmış olur.

Evrim ve genetik çalışmak amacıyla yapılan üreme deneyleri. Laboratuar fareleri, balıkları ve solucanları bir çok kuşak boyunca birbiriyle çiftleştirilir. Bu çalışmalar, genetik kodları belli hayvanlara ulaşılmasını sağlar, bu da genetik analizler için önemli bir araçtır. Daha büyük memeliler yavaş üreme oranları sebebiyle daha nadiren üretilirlerken, bazı bilim insanları köpek, büyük baş hayvanlar gibi evcilleştirilmiş hayvanların üremelerinden faydalanırlar, bunu da karşılaştırabilme amacıyla yaparlar. Hayvanların nasıl evrim geçirdiğini inceleyen bilim insanları, organizmanın nerede ve nasıl yaşadığını anlamak, fizyolojileri ve morfolojilerinde nasıl adaptasyonlar geliştirdiğini anlamak için birçok hayvan türüyle çalışır. Birörnek olarak, dikenli balıkgilleri verebiliriz. Bu balıklar, yeni türlerin evriminde hayvanların morfolojisinde ne tür adaptasyonlar üretildiğini anlamak için ne kadar ve ne tür mutasyonların seçildiğini incelemek amacıyla kullanılıyorlar.

Uygulamalı Araştırma

Uygulamalı araştırma, spesifik ve pratik problemleri çözmeyi amaçlar. Temelinde çoğunlukla akademik olan katışıksız araştırmayla karşılaştırıldığında, uygulamalı araştırma genellikle ilaç endüstrisinde veya ticari ortaklıklar sürdüren üniversiteler tarafından uygulanmaktadır. Bu araştırma biçimi, hayvan modellerinin hastalıklar ve farklı durumlar için kullanılmasını içerir, ve bunlar da katışıksız araştırma programları tarafından oluşturulmakta veya keşfedilmektedir. Sırasıyla, bu tür uygulamalı araştırmalar ilaç keşfetme sürecinin ilk basamağı olabilirler. Şu örnekler verilebilir:

Hastalığı incelemek amacıyla hayvanların genlerinin modifikasyonu. Genleri nakil yoluyla değiştirilmiş hayvanlar içlerine spefisik genler konulmuş, modofiye edilmiş veya çıkarılmış hayvanlardır, amaçları tek genli bozukluklar, mesela Huntington hastalığı gibi bozuklukların spesifik koşullarını taklit etmektir. Diğer modeller, şeker hastalığı gibi gen bileşenlerinde oluşan daha kompleks, çok faktörlü hastalıkları taklit ederler. Bu modeller, hastalığın nasıl ve neden geliştiğinin araştırılmasını sağlarken, yeni tedavilerin denenmesini ve geliştirilmesini de yardım ediyor. Bu nakil yoluyla genleri değiştirilmiş insan hastalığı taşıyan modellerin çoğunluğu farelerden, memeli türlerinden oluşuyor. Bu türlerde genetik modifikasyon had safhadadır. Daha küçük sayıda başka hayvan da kullanılıyor, mesela sıçanlar, domuzlar, balıklar, kuşlar ve amfibiyanlar.

Doğal yollarla meydana gelen hastalıklar ve durumlarla alakalı çalışmalar. Belirli evcil ve yaban hayvanların insanlarda da bulunan belli durumlara doğal bir meyili vardır. Kediler, yapılarındaki FIV ve Felin lösemi virüslerine doğal meyilleri nedeniyle bağışıklık sistemini güçsüzleştiren virüse karşı aşı geliştirmek amacıyla bir model olarak kullanılırlar. Belli köpek ırklarının narkolepsi sorunu bulunur, bu da onları insan kondisyonlarını incelemek için bir numaralı model haline getiriyor. Armadillolar ve insanlar cüzzamdan etkilenen birkaç türden birisi. Bu hastalığa sebep olan bakteri, kültürde yetiştirilemediği için, cüzzam aşılarında kullanılan basili kaynağı olarak en önde gelen tür armadillolardır.

İnsan hastalığı taşıyan hayvan modelleri üzerine çalışmalar. Burada, bir hayvan bir insan hastalığına benzeyen semptomlar ve patoloji geliştirsin diye tedavi edilir. Şu tür örnekler var: felç geçirmesi için beyne kan akışının engellenmesi. Parkinson hastalığına benzer bir zarara sebep olacak şekilde nörotoksinlerin enjekte edilmesi. Bu tür çalışmaları yorumlaması zordur, ve bunların her zaman insan hastalığıyla birebir benzemediği de tartışılmaktadır. Örneğin, bu modeller Parkinson hastalığını tedavi etmek için bu modeller geniş olarak kullanılsa da, BUAV (İngiliz Dirikesim Karşıtı Grup) bu modellerin sadece yüzeysel olarak insan hastalığının semptomlarına benzediğini ileri sürüyor. Tersine, Parkinson hastalığının hayvan modellerinin faydalarını tartışan bilim insanları, tıp araştırmaları dergisi The Parkinson’s Appeal’de de yazdıkları gibi, bu modellerin paha biçilmez değerde olduğunu, pallidotomi gibi cerrahi tedavilerin geliştirilmesine, levodopa gibi yeni ilaçla tedavi yöntemlerine, ve derin beyin stimülasyonuna katkıda bulunduğunu söylüyorlar.

Ksenotransplantasyon

Hayvan organlarının insan vücuduna nakledilmesi olan ksenotransplantasyon dokuların veya organların bir türden başka bir türe aktarılmasıyla alakalıdır. Bu da bir manada yetersiz sayıda insan organı stoğunun karşılanmasında bir metottur. Günümüz araştırmaları, primatların bağışıklık sistemlerinin domuz dokusuna olan tepkisini azaltmak için primatlara genetik olarak modifiye edilmiş domuzlardan organ nakledilmesi üzerine yoğunlaşır. Naklin reddedilmesi hala önemli bir sorunsa da, son klinik denemeler, şeker hastalarına domuz hücrelerinin nakledilmesinin bu hastaların insüline olan ihtiyaçlarını azalttığı gözlemlenmiştir.

İngiliz İçişleri Bakanlığı 1999’da İngiltere’de son dört yıl boyunca 270 maymunun ksenotransplantasyon araştırmaları amacıyla kullanıldığını açıkladı. Huntingdon Life Sciences’dan The Observer gazetesine, 1994 ile 2000 yılları arasında vahşi babunların Afrika’dan İngiltere’ye ithal edildiği, domuzların kalbinden ve böbreklerinden primatların boyunlarına, karnına, ve göğüslerine doku nakletmek için deneyler yapıldığına dair bilgiler sızdı. The Observer gazetesi, bazı babunların inme geçirerek öldüğünü, kusarak, ishal ve felç geçirerek öldüğünü, bazı diğer babunların ise İngiltere’ye varmadan yolda öldüğünü bildirdi. Bu deneyler, Novartis Pharma AG’nin Cambridge Üniversitesi ve Huntingdon Life Sciences ile bağlantılı bir yan kuruluşu olan Imutran Ltd. tarafından yürütüldü. Novartis gazetelere insanlar için yeni tedaviler elde etmenin yönteminin canlı hayvanlar üzerinde deneyler yürütmek olduğuna dair demeçler verdi. Gazete ayrıca araştırmacıların lisanslarını almak için hayvanların çektiği acıyı bilinçli olarak görmezden geldiğini de yazdı. Imutran’dan gelen bir raporda ise şunlar yazıyordu: "İ�işleri Bakanlığı, böbrek nakillerini "ılımlı" sınıflandırmasına dahil etmeye çalışacak, ama bu arada Imutran’ın lisans almasını kolaylaştırırken programların "sert" doğasıkonusunu ise görmezden gelecektir."

Toksikoloji Denemeleri

Toksikoloji denemeleri ayrıca güvenlik denemeleri olarak da bilinir. İlaç şirketlerinin ilaçlarının test edilmesi için veya sözleşmeyle hayvan deneyleri kuruluşlarının, mesela Huntingdon Life Sciences gibi kuruluşların birçok türden müşterileri için uyguladığı deneyleri kapsamaktadır. 2005 AB’den alınan rakamlara göre her yıl en az bir milyon hayvan toksikoloji testleri için kullanılmaktadır. Bu testler, bütün prosedürlerin sadece %10unu oluşturuyor. Nature dergisine göre, söz konusu her kimyasal madde için 5.000 hayvan kullanılıyor, 12.000 adedine ise sadece böcek zehiri için ihtiyaç var. Deneyler anestezi kullanılmadan uygulanıyor, çünkü ilaçlar arasındaki etkileşim, hayvanların kimyasal maddelerin zararını gidermesini etkileyebilir ve sonuçlara da etkisi olabilir.

Toksikoloji tesleri, böcek zehirleri, ilaç, gıda katkı maddeleri, ambalaj malzemesi, hava temizleyici veya başka kimyasal maddeleri incelemek için kullanılırlar. Bir çok test bitmiş ürünlerden çok katkı maddelerini test etmeyi hedefler; ama BUAV’a göre imalatçılar testlerin maddelerin toksik özelliklerini çok abarttığına inanıyorlar, bu yüzden de daha az toksik bir etiket elde etmek için testleri bir de bitmiş ürünler için yeniden yapıyorlar.

Maddeler deriye uygulanıyor, ya da gözlere damlatılıyor, damardan enjekte ediliyor, kaslara enjekte ediliyor, veya deri altından veriliyor; hayvanın üzerine bir maske koyarak ve onları bağlayarak, teneffüs odalarına bırakarak; veya doğrudan ağızdan vererek, mideye inen bir tüp boruyla, veya sadece hayvanın yiyeceğine katarak da yapılabilir. Dozlar bir kez yeterli olabilir, aylarca düzenli olarak tekrar edilebilir, ya da hayvanın ömrü sona erene kadar da sürdürülebilir.

Birçok farklı akut toksisite testi vardır. LD50 (Ölümcül Doz %50) testi, deney hayvanlarının %50sini öldürecek dozun ne olduğunu belirleyecek maddenin toksisitesini değerlendirmeye çalışır. Bu test, 2002’de OECD uluslararası yönergelerden çıkarıldı ve yerine sabit doz prosedürü gibi metodlar getirildi, bu metodlar daha az acıya sebep olur ve daha az sayıda hayvan kullanır. Nature, 2005’ten itibarıyle "LD50 akut toksisite testi…dünya çapında yapılan bütün hayvan deneylerinin 1/3ini oluşturmaktadır" diye yazıyor. Tahriş ise Draize testi ile ölçülür. Bu sefer hayvanın gözüne veya derisine bir madde uygulanır, genelde de bu bir albino tavşan olur. Draize göz testi için önerilen protokol şudur: aralıklarla söz konusu maddenin gözlemlenmeli ve var olan zararlarınveya tahrişlerin sınıflandırılmalıdır; ancak bu test eğer "hayvan büyük acı çektiğine ve ızdırap duyduğuna dair sinyaller veriyorsa" durdurulmalı ve hayvan öldürülmelidir. HSUS, bu prosedürün ülsere, kırmızılıklara, kan kaybına ve hatta körlüğe sebep olabileceğini yazıyor. Bu deney ayrıca bilim insanları tarafından zalim, öznel, aşırı duygusal olduğu ve insanların maruz kaldığı gerçek durumları yansıtmadığı sebebiyle eleştirilmiştir. Canlı hiçbir deney alternatifi olmasa da, Draize testinin bir alternatifi vardır, "düşük volümlü göz testi" çekilen acıyı hafifletebilir ve daha gerçekçi sonuçlar elde edebilmeyi sağlayabilir; ama orijinal deneyein yerini henüz almış değildir.

En sert deneyler, besin maddeleri ve ilaçlar için yapılır. Bunlar için birkaç adet test uygulanır. Bu testler bir aydan az (akut), bir ila üç ay arası (subkronik), veya üç aydan fazla süren (kronik) testlerdir. Bu arada ama; genel toksisite (organlara verilen zarar), göz ve deri tahrişi, mutagenetik, kanserojinlik, teratogenlik, ve üreme problemlerini test etmektir. Bu testlerin maliyeti, madde başına birkaç milyon dolardır. Ve testleri tamamlamak 3-4 yıl sürebilir.

2006 yılında yayımlanan bir bildiride ABD Ulusal Bilim Akademisi göre bu toksisite testlerinin, "tehlike ve Risk potansiyelini anlamak için önemli bilgiler sağladığını" belirtmiştir. Bununla beraber Nature dergisine göre, birçok hayvan deneyi risk potansiyelini ya çok abartır, veya bu potansiyeli çok hafife alır. Ayrıca insanlardaki toksisiteyi de iyi yansıtamaz. Bu değişkenlik şurdan kaynaklanır: çok sayıda insan üzerinde düşük dozajda kimyasal madde kullanımını tahmin edebilmek için az sayıda laboratuar hayvanına yüksek dozajda kimyasal madde tatbik edilir. Aralarında bağlantılar olsa bile, bir tür üzerinde elde edilmiş verilerin, başka bir türdeki kesin rizk düzeyini tahmin etmek adına yapılan bu uygulamaya dair farklı görüşler mevcuttur.

Kozmetik Deneyleri

Hayvanlara kozmetik ile alakalı testler de uygulanır ve bu çok tartışılan bir konudur. ABD’de hala uygulanan bu tür testler; genel toksisite, göz ve deri tahrişi, fototoksisite (ultraviyole ışınlardan kaynaklı toksisite) ve mutagenisiteyi kapsar.

Kozmetik deneyler İngiltere’de, Belçika’da ve Hollanda’da yasaktır. 2002’de 13 yıl süren tartışmalardan sonra Avrupa Birliği, kozmetikler ilgili tüm hayvan testlerini yasaklayarak, 2009’dan itibaren birlik içerisinde hayvan deneylerinden elde edilmiş ürünlerin satışına yasak getirme konusunda fikir birliğine varmıştır.

Dünyanın en büyük kozmetik şirketi L’Oreal’in merkezi olan Fransa, Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Mahkemesi’ne başvurarak bu yasağın iptal edilmesini istedi. Bu yasağa Avrupa Kozmetik Ürünler Federasyonu da karşı çıkmaktadır. Bu federasyon, İtalya, Almanya, Fransa, Belçika ve İsviçre’deki 70 şirketi temsil ediyor.

İlaç Deneyleri

20.yy’dan önce ilaçları düzenlemeye koyan yasalar oldukça gevşekti. Bugünlerde bütün ecza ürünleri için lisans almadan önce bir çok hayvan deneyi yürütmek gerekiyor. Ecza ürünlerine yapılan deneyler şunlardır:

Toksisite deneyleri

Bu deneyler akut, subakut ve kronik toksisiteyi ölçmeye yarar. Akut toksisite, toksisite işaretleri belirginleşinceye dek dozajın artırılmasına dayanır. Şu andaki Avrupa mevzuatı " akut toksisite" deneylerinin iki veya daha fazla memeli türünde yürütülmesi gerektiğini" söylüyor; "en az iki farklı yöntem denenerek" yapılması gerektiğini de ekliyor. Subakut toksisiste denen şey ise şudur: hayvanlara 4 ila 6 hafta içerisinde hızlı zehirlenmeye yol açan derecenin altında bir dozda ilaç verilir. Burada amaç; bu süreçte herhangi bir toksik metabolitin oluşup oluşmadığını anlamaktır. Kronik toksisite deneyleri 2 seneye kadar sürebilir; AB’de bu deneyler memeli türünde olmalıdır ve memelilerden birisi kemirgen olmamalıdır şeklinde bir kural vardır.

Tesir çalışmaları

Burada hayvanlara uygun hastalıklar bulaştırılır ve deneysel ilaçların işe yarayıp yaramadığına bakılır. Ardından ilaç, deneme amaçlı uygulanır. Araştırmacılar ilacın etkisine ve doza verilen tepki eğrisine karar verirler.

Üreme işlevi, embriyonik toksisiste, kanserojen potansiyel testleri gibi deneylerin her biri, yasa tarafından gerekli görülebilir. Bu da test edilen ilacın biçimine ya da diğer çalışmaların sonucuna bağlıdır.

Eğitim, Üreme ve Savunma

Hayvanlar, eğitim ve yetiştirme amaçlarıyla da kullanılır; laboratuarlarda kullanılmak amacıyla üremeleri sağlanır; ve savunma kıyafetleri, savaş alanı cerrahi teknikleri, aşılar ve silahlar geliştirmek için Ordu tarafından da kullanılırlar.

Hayvanların eğitimde kullanılmamaları için birçok ülkede alternatif yollar aranıyor Hayvan Deneylerine Alternatifler Bulup Değerlendirme Merkezi ‘nin Alman başkanı Horst Spielmann, Almanya’nın bu alanda kaydettiği ilerlemeleri anlatırken Alman haber kanalı ARD’ye 2005’te şunları söyledi: "hayvanların müfredatı öğretmek için kullanılması anlamsız bir şey. Bir çok ülkede hayvanlar üzerinde deney uygulamadan doktor, veteriner veya olabiliyor insanlar".

Etik

Hayvanlar üzerinde deneyler uygulamanın kafalarda oluşturduğu etikle alakalı sorular çok tartışmalara sebep olmuştur. 20.yy boyunca da görüşler farklılaşmıştır. Halen hangi amaçlar uğruna hangi deney prosedürlerinin geçerli olduğu veya hangi etik prensiplerin geçerli olduğu ve hangi hayvan türlerine bu prensiplerin uygulanabileceği konusunda ciddi tartışmalar bulunuyor. Dünya çapında en çok görülen etik meyil şudur: bilimsel ve tıbbi amaçlar için hayvanların deneylerde kullanılması doğru bir şeydir; ama hayvanların çektiği acılar kadar bu deneylerde kullanılan hayvan sayısının da azaltılması gerekmektedir. İngiliz hükümeti, deneylerde kullanılan hayvanların sebep olduğu maliyetin bilgideki kazanımlara değmesi gerektiğini söylemiştir.

Buna rağmen farklı türden görüşler de mevcut. Hayvanların ahlaki hakları (hayvan hakları) olduğu görüşü felsefi bir duruştur. Bu görüş, hayvanların inançları, arzuları ve bilinci olduğunu söyleyen Tom Regan tarafından ileri sürülmüştür. Bu varlıkların değerleri kendilerinden kaynaklıdır ve bu yüzden de hakları vardır. Regan gene de hayvanları öldürmekle insanları öldürmek arasında etik bir fark görür, insanların hayatını kurtarmak için hayvanların öldürülebileceğini söyler.

Ancak Bernard Rollin gibi bazı kişiler bu tavrı daha da ileri götürerek, insanların çıkarlarının hayvanların çektiği acıdan daha önemli olamayacağını, insanların hayvanları hayvanların faydası olmayacak şekilde kullanmaya ahlaken bir haklarının olmadığını söyler. Bir diğer önemli görüş de Peter Singer’a aittir. Singer, acı çekmek söz konusu olduğu sürece acı çekenin hangi türün üyesi olduğunun bir manası olmayacağını öne sürer. Bu görüşler tamamen kabul görmese de Hollanda ve Yeni Zelanda gibi ülkeler primatlara, özellikle d Büyük Maymunlara deneyler yapılmasını yasaklanmıştır.

Önemli Vakalar

Huntingdon Life Sciences

1997’de PETA, İngiltere’de Huntingdon Life Sciences (HLS) kuruluşuna girerek görüntüler kaydetti. HLS, Avrupa’daki en büyük hayvan deneyleri kuruluşu. Görüntülerde görülen şey ise yavru köpeklerin yediği yumruklar, hayvanlara bağıran görevliler, kan örneği alınırken hayvanlarla cinsel ilişkiye giriyormuş gibi davranan çalışanlar oldu. Görüntülerde kaydedilmiş çalışanlar işten anında atıldı, cezaya da çarptırıldılar. HLS’nin hayvan deneyleri yapması 6 ay boyunca askıya alındı. Gizli kamera görüntüleri 1997’de İngiliz televizyonlarında yayınlandı. Bu görüntülerin yarattığı infialin bir sonucu da SHAC’ın kurulması oldu. SHAC, (Stop Huntingdon Animal Cruelty- Huntingdon Hayvan Zulümünü Durdurun) HLS’nin kapatılması için çalışan uluslar arası bir kampanyadır ve kullandığı şiddet yanlısı taktikler sebebiyle de eleştirilere maruz kalmaktadır.

Dolly

1997 Şubat’ında İskoçya’daki Roslin Enstitüsü’nde bir grup bilim insanı Dolly’nin doğduğunu ilan etti. Dolly, başka bir yetişkin koyundan alınan doku örneğinden klonlanmış bir koyundu. Dolly, döllenmemiş bir oosite yapılan nükleer transferle üretildi ve bu teknik kullanılmak suretiyle yapılan 277 deneyden sağ çıkan tek kuzu Dolly’ydi. Dolly, normal bir koyun görünümündeydi. 6 yıl yaşadı, birçok kuzu doğurdu ama akciğer hastalığına yakalanınca ötenaziyle 2003’te öldürüldü. Dolly’nin üretilmesi bilimsel manada bir çığır açtıysa da büyük tartışmalara da sebep oldu, zira sadece hayvanların değil insanların da klonlanması prensip olarak kanıtlanmış oluyordu.

Covance

2004 yılında Alman gazeteci Friedrich Mülln, Avrupa’nın en büyük primat deneyleri merkezi olan Covance’da gizli kamerasıyla çekimler yaptı. Görüntülerde maymunlar kulakları sağır eden pop müzik eşiliğinde dans etmeye zorlanıyor, sert davranışlara maruz kalıyor, çalışanların maymunlara bağırdıkları görülebiliyordu. Maymunlar küçük tel kafeslerde izole şekilde tutuluyor, ya çok az doğal ışıkla ya da hiç doğal ışık olmadan, doğal ortamlarından kopuk, çalışanların bağırış çağırışları arasında ve bir de yüksek radyo sesi arasında bu maymunların hayatta kalmaya çalıştığı görülüyordu. Primatolog Jane Goodall’a göre maymunların içinde yaşadığı bu koşullar "korkunç"tu. Primatolog Stephen Brend, BUAV’A maymunların böyle kötü koşullarda kullanılmasını bir "kötü bilim" örneği olarak ilan ediyor, bu arada böyle koşullarda veri toplanmaya çalışılmasının da baştan kaybetmeye mahkum bir girişim olduğunu da sözlerine ekliyordu. Covance, Mülln’ün 3 yıl boyunca kuruluşlarına ayak basmasını yasaklattı. Ayrıca PETA’nın ve Mülln’ün elde ettiği materyallerin şirkete teslim edilmesini de sağladı. PETA, Covance’a 5 yıl boyunca girmekten men edildi.

Cambridge Üniversitesi

BUAV, 2002’de Cambridge Üniversitesi’ndeki primat deneyleriyle ilgili bir takım bilgiler yayımladı. Birkaç dava sırasında, BUAV, maymunların felç geçirmeleri için cerrahi müdahaleye maruz kaldığını, prosedürden sonra 15 saat boyunca gece de dahil yalnız bırakıldıklarını iddia etti. Araştırmacılar, maymunlara beyin hasarı verip onları yeniden teste tabi tutmadan önce belli görevleri yerine getirmeleri amacıyla eğitilmişlerdi. Maymunlara günde iki saat boyunca yiyecek ve su verildi, bu da onları görev yapma anlamında motive ediyordu. BUAV’ın adli takip talebini dinleyen hakim, İçişleri Bakanlığı’nın üniversiteye deney lisansı verirken ihmalkar davrandığı iddiasını reddetti. İngiliz hükümeti, hayvanlar denetmenliği başkanı bu kurumları ve deneyleri inceleyen bir araştırma yaptı. Sonuç olarak, Cambridge’deki veterinerlerin "örnek alınacak kadar iyi"; kurumun "uygun şekilde düzenlenmiş"; ve hayvanların da "uygun mekan ve uygun bakım" koşullarında bulunduğuna karar vermiştir.

California Üniversitesi, Riverside

Suistimal iddiasıyla gündeme gelen bir olay California Üniversitesi, Riverside’da yaşanmıştır. 1985’te doğmuş olan Britches adındaki makak maymunu doğumdan hemen sonra annesinden alınmış, göz kapakları dikilmiş, başına bir sonar sensör eklenmiş ve bu deneyle körler için kullanılacak sensör aletleri geliştirilmesi hedeflenmişti. Britches’ın da aralarında bulunduğu 260 hayvan California Ün.’den ALF tarafından düzenlenmiş bir baskın sırasında çalındı. Üniversite maymunun göz kapaklarına yapılan zararın her ne kadar Alf bunun dikişlerden kaynaklandığını söylese de aslında bir ALF veterineri tarafından meydana geldiğini ve eylemciler tarafından sonra aletinin maymunun kafasından önce ayrılıp sonra yeniden takıldığını iddia etti. ALF, Britches’ın olayın ardından Meksika’da barınağa transfer edildiğini belirtti. Üniversite yetkilileri bu hırsızlık sonucunda, laboratuar araçlarının parçalanması sonucu yüzbinlerce dolar zararın olduğunu, ve yıllardır süren tıbbi araştırmaların kaybolduğunu söyledi.

Columbia Üniversitesi

CNN, 2003 Ekim ayında muhbir bir veterinerin Columbia Üniversitesi’ne girdiğini, Institutional Animal Care and Use Committee(Kurumsal Hayvan Bakımı ve Kullanımı Komitesi) binasına girerek nöro cerrahi profesörü asistanı E. Sander Connoly tarafından yürütülen deneylere katıldığını duyurdu. Connoly, iddialara göre, babunların sol göz yuvarlaklarını çıkarıyor, göz yuvasının beyne giden önemli bir damara ulaşmasını sağlayarak babunların felç geçirmesine sebep oluyordu. Söz konusu damara kıskaç yerleştirerek felçin gerçekleşmesi sağlanıyordu, ardında da Connolly bu durumu deneysel bir ilaçla tedavi etmeye çalışıyordu. Ulusal Sağlık bakanlığı’na yazılan birmektupta PETA bu babun davasından söz etti. Söylene göre babun dik oturamıyor ya da yemek yiyemiyor, bir çuval gibi kafesinde kalakalıyordu ve deneyden iki gün sonra da ölmüştü. ABD Tarım Bakanlığı’nın yaptığı araştırma sonucu deneylerin federal mevzuata uygun olduğu görüldü. Connolly aldığı bir tehdit e-mailinden sonra araştırmadan çekilde ama yaptığı deneylerin insancıl ve potansiyel manada önemli olduğuna inanmaya devam etti.

Araştırmacılara Yapılan Tehditler

California Üniversitesi, Los Angeles

2006’da UCLA’daki bir primat araştırmacısı hayvan hakları eylemcilerinden aldığı tehditlerden sonra laboratuarındaki deneylere son verdi. Araştırmacı görmeyle alakalı deneylerde kullanmak üzere 30 makak maymunu alabilmek için kendisine bağışta bulunulduğunu kabul etti; bu deneyde her maymuna 120 saate dek sürebilen tek bir fizyolojik deney için anestezi uygulanıyor, ardından da maymunlar ötenaziyle öldürülüyordu. Araştırmacının adı, telefon numarası, adresi Primate Freedom Project – PFP (Primat Özgürlüğü Projesi) sitesinde açık açık yayımlanmıştı. Araştırmacının evinin önünde gösteriler yapıldı. Başka bir UCLA primat araştırmacının evi sanılarak verandaya bir molotof kokteyli bırakıldı; ama ev olaylarla alakasız bi yaşlı kadına ait çıktı. ALF saldırıy üstlendi. Kampanya sonucunda araştırmacı PFP’ye mail göndererek " siz kazandınız", dedi, " lütfen ailemi artık rahatsız etmeyin". UCLA’da 2007 Temmuz’unda yaşanan bir diğer hadisede ise Animal Liberation Brigade (Hayvan Özgürlüğü Tugayı) bir Ucla profesörünün arabasının altına bir bomba koydu. BU profesör çocuk oftalmolojistiydi ve kediler ve rhesus maymunları üzerinde deneyler yapıyordu. Bomba patlamadı. UCLA artık hayvanlarla alakalı tıbbi kayıtlarına dair Bilgi Özgürlüğü Kanunu aracılığıyla yapılan talepleri reddediyor.

Bu saldırılar ve benzeri hadiseler Güney Yoksulluğu Hukuk Merkezi’nin de 2002’de ilan ettiği gibi, hayvan hakları hareketinin "tam anlamıyla aşırılığa doğru" bir dönüş yaşamakta olduğunu gösteriyor. Bu durum, ABD hükümetinin Hayvanlarla Alakalı Terörizm Girişimi Kanunu’nu çıkarmasına, İngiltere hükümetinin de 2005’te Ciddi Organize Suçlar ve Polis Kanunu’na "hayvan araştırmaları organizasyonu ile bağlantılı kişilerden kaynaklı tehditler" maddesinin eklenmesine yol açmıştır. Bu tür mevzuatlar ve bazı aşırılık yanlısı eylemcilerin tutuklanıp hapse atılması saldırı oranını azaltmış olabilir.

Hayvan Deneylerine Alternatifler

Bilim insanları ve hükümetler hayvan deneylerinin hayvanlara mümkün olduğunca az acıya sebep vermesini, ve hayvan deneylerinin gerekli olduğu koşullarda uygulanmasını istiyorlar. Birçok ülkedeki hayvan araştırmalarında 3R prensibi kılavuz görevi görmektedir:

Reduction / Bu, araştırmacıların daha az sayıda hayvandan karşılaştırılabilir bilgiyi elde edip, aynı sayıda hayvandan daha fazla bilgi elde edebilmesi anlamına gelir.

Replacement / aynı bilimse amacı gerçekleştirmek mümkün olduğunda hayvanları içermeyen metodların hayvanların kullanıldığı metodlara tercih edilmesi anlamına gelir.

Refinement / potansiyel acının, ağrının, ızdırabın azaltılması veya giderilmesi ve hala kullanılan hayvanlar için hayvan refahının genişletilmesi anlamına gelir.

Bu tür prensipler bazı hyavan refahı gurupları tarafında ileri bir adım atmak olarak kabul edilse de, hem günümüz araştırmalarına kıyasla eski moda olduğu hem de hayvan refahını geliştirme anlamında da çok az pratik etkisi olması anlamında eleştirilmektedir.

Fair Use Notice and Disclaimer
Send questions or comments about this web site to Ann Berlin, annxtberlin@gmail.com