About ALF > Worldwide Actions > Turkey > Turkish Translations of AR - FAQs

#10 Gerçekten bir hayvanla bir insanın aynı olduğuna inanıyor musunuz?

Sözcüğü birebir anlamıyla düşününce  komik geliyor. Bununla beraber  bu  alıntı utanmadan orijinal bağlamından kopartılmıştır HH muhalifleri tarafından. Orijinal  bağlamı aşağıda. Bu açıdan bakıldığında bu alıntı dikkate değecek bir özellik taşımadığı gibi, saçma da değildir.—DG

“Söz  konusu merkezi bir sinir sistemi sahibi olmaya gelince, acı, açlık ve susamışlık hissetmeye gelince, bir fare de bir domuz da bir  köpek de  bir çocuk da aynıdır.”—Ingrid Newkirk (HH  eylemcisi)

AYRICA BAKIN: #47

SORULARA GERİ DÖNÜN

#11 Ahlakta doğru veya yanlış yoktur; sizin kendi ahlakınız benim de kendi ahlakım var, değilmi? ( 3 cevap)

    Bu durum ahlaki görecelik olarak bilinir. Tarihi eskiye gider ama yüzyılın başında moda haline geldi, özellikle de Avrupa dışındaki toplumların gelenekleri ile bilgiler gelmeye başladıktan sonra. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra etkisini kaybetti, arada bir gene de  ilgi çekiyor. Bizlerden ahlaki önermelerin sadece  kişisel görüşleri yansıttığı ve bu yüzden mutlak bir önemlerinin olmadığına  inanmamız istenir.

Bu konumla alakalı ana mesele şudur: ahlaki rölativistler ırkçılık gibi korkunç etik eylemleri kınama  konusunda başarısızdır. Hangi temele dayanarak Hitler’in saf ırkla alakalı fikirlerini kınayabilirler ki?(kınayabilirler mi ki?) Nihai Çözüm’ü savunurken Hitler’in ahlaki bir gerçeği mi  dile getirdiğine inanmalıyız?

Diğer toplumların eylemlerini kınama beceriksizliği yanında rölativistler kendi toplumlarının paylaştığı argümanlara da karşı çıkamazlar. Mesela , hayvan yavrularını pet gıda endüstrisi için yetiştirip öldürmeyi savunan bir kişiyi , hele de o kişi bu meseleyi ahlaken mantıklı görüyorsa kınayamazlar bile. Gerçekten de toplumun ahlaken gelişmesi kavramını açıklayamazlar, çünkü gelişmeyi yargılayacak temelden yoksundurlar. Ötenazi, yavru hayvanları öldürme veya araştırmalarda fetüslerin kullanılması gibi etik konularda rölativistlere dönmenin bir manası yok.

Bu tür argümanlarla karşı karşıya kalan ahlaki rölativistler ahlaki hakikatin bir toplumun inançlarına dayandığına  inanırlar; ahlaki hakikat bir toplumun geleneklerinden ve  alışkanlıklarının bir yansıması olarak görülür. Onlara göre , hayvanları doğramak Batı’da kabul edilmektedir, çünkü insanların çoğu öyle düşünmektedir.

Bu noktada da sağlam bir durumda değiller. ABD  İç Savaş’ından önce  köleliğin doğru ve sonrasında da yanlış olduğunu kabul etmemiz  mi gerekiyor? Bütün ahlaki kararlar halk oylamalarıyla verilebilir mi? 

Farklı toplumların farklı pratikleri olduğu, birisinin ahlaki bulduğunu diğerinin bulmayabileceği doğrudur. Bununla beraber, bu farklılıklar farklı koşullardan kaynaklıdır. Örneğin,  hayatta kalmanın en temel hedef olduğu bir hayvan topluluğunda yavru hayvanlara ayrılan gıda değişkeni, gıda toplamaya katılan topluluk üyelerinin refah düzeyini azaltabilir. Bu durumda yavrunun öldürülmesi ahlaken doğrudur.

Sonuç olarak ahlaki  gerçeklik vardır (yoksa ahlak sistemi manasızlaşır ve  yasaklayıcı bir gücü de bulunmaz) . Irk ayrımını, köleliğin kötülüğünü, cinsiyet ayrımcılığını reddedenlerle tür ayrımının kötülüğünü kınayanlar arasındaki düşünsel yakınlıklar daha dikkat çekici hale gelir bu şekilde.—AECW

    Bir çok HH taraftarı (ben de ) ahlakın görece olduğunu düşünür. HH’nın karşı tarafın ahlaki bakış açısıyla tartışılması; hayali, tanımlaması zor evrensel ahlaki kurallarla tartışılmaması kişileri ikna etme anlamında daha etkilidir. Ahlaki mutlakçılığa karşı argüman geliştirirken  şu basit  itirazı akılda tutmak lazım: Bu mutlak ahlak da nerden geliyor? Ahlaki mutlakçılık bir totolojidir. Eğer “ahlaki hakikat” diye bir şey varsa, o halde onu saptamanın bir yolu olmalı; ama açıkçası böyle bir şey yok. “Ahlaki hakikat”in  bir kanıtı olmadığına göre, AECW nasıl olur da var olduğu sonucuna  ulaşabilir anlamıyorum.

Kişinin ahlaki kapasitesini anlamak için ona neden insanlara merhamet hissettiğini sormak gerek. Herhalde bu kişi merhametinin şu gerçeklerden kaynaklanmadığını kabul edecektir: 1) insanlar dil kullanırlar, 2) insanlar senfoni bestelerler, 3) insanlar uzak geleceği dahi planlayabilirler, 4)insanların yazılı, teknolojik bir kültürü vardır …vb. Tersine, bu kişi merhametinin insanların acı çekebilmesinden, ağrı hissedebilmesinden, zarar görmesinden  vb. kaynaklandığını söyleyecektir. O halde bu kişinin insan olmayan varlıklara ahlaki statü tanımamasındaki keyfi tutarsızlığı açık açık görülecektir.—JEH

    AECW ve JEH arasında bir üçüncü olasılık daha var. Matematiğin bir grup kanıtlanamaz belite dayandığı söylenebilir. Ahlak da böyledir. Ahlaki bir sistemin kuruluşunda ahlaki belitler bulunur, mesela “gereksiz yere acı çektirmek yanlıştır”gibi. Bu belitlerle, akıl yürütme metodlarıyla (mesela tümdengelim veya tümevarımla) ve deneysel gerçeklerle yola  çıkılınca ahlaki hipotezlere varmak mümkündür. Bu manada ahlaki  bir deyimin doğru olduğu söylenebilir. Elbette, belitlere karşı çıkılabilir, ve elbette bu tür karşı çıkmalar ahlakı “görece” hale getirir, ama ahlaki