About ALF > Worldwide Actions > Turkey > Turkish Translations of AR - FAQs

#25 Sözleşmecilik adındaki etik kuram hayvanların hakları olmadığını göstermiyor mu?

Sözleşmecilik, etik bir kuramdır. Ahlaki yapımızı, karşılıklı fayda ilkesine dayanan anlaşmalar,sözleşmeler yaparak açıklamaya çalışır. Örneğin, birbirimize saldırmayı reddedişimizi aramızda bir çeşit sözleşme var olduğu imasıyla açıklar: "Sen bana vurmazsan ben de sana vurmam". Sözleşmeciliğin HH’yla olan alakası hayvanların da bu tür sözleşmelere girebileceği fikrinden kaynaklanır. Kabaca söylemek gerekirse, hayvanlar hak sahibi olamazlar; çünkü bizim haklarımıza saygı duymalarını gerektirecek akli kapasiteden yoksundurlar şeklinde özetlenebilir genel görüş.

Sözleşmecilik, HH meselesini reddetmede belki de en etkili çaba olarak görülebilir; bu yüzden biraz detay vermek lazım. Bu konu üzerine uzun uzun yazılabilir. Ancak kendimizi temel argümanlarla ve sorunlarla sınırlamamız gerekiyor. Burada yazılanları eksik ve yetersiz bulacak okurlara temel literatüre başvurmaları önerilir.

Önce şunu söyleyerek başlayalım: sözleşmecilik, ahlaki davranışlarımızı ve saiklerimizi açıklamakta yetersiz kalıyor. Sıradan bir insana komşularından bir şey çalmanın neden yanlış olduğunu sorsanız, komşularının da kendilerinden çalmayacağı garanti olduğu için çalmayacaklarını söylemelerini beklemek mantıklı olmazdı. Komşularıyla gizli bir anlaşmaları olduğunu da söylemezler bu insanlar. Sözleşmelerle uğraşmak yerine, insanlar zarar vermemek diye bir kuralın varlığından söz ederler. Mesela, çalmazlar; çünkü bunu yapmak komşularına zarar verirdi. Aynı şekilde, çocuklara neden bir şey çalmamaları gerektiğini öğretirken eğer çalmamalarına karşılık olarak komşularının da kendilerinden bir şey çalmayacağını öğretmeyiz.

Ahlaki davranışımız ve sözleşmecilik kuramı arasındaki uyuşmazlığa verilebilecek bir diğer örnek ise, çocuğumu kurtarmak için kendi hayatınızı riske attığınızda bu hareketi de sözleşmeyle alakalı bir zorunluluktan yapıp yapmadığınızı sormaktır. Elbette, insanlar bu tür davranışları başka bir varlığın ızdırabına bir cevap olarak yaparlar, yoksa bunun bir sözleşmeden kaynaklandığını düşünerek yapmazlar.

Bu yüzden sözleşmecilik, ahlaki davranışlarımızı açıklamakta başarısız bir kuram olarak kabul edilebilir. Olsa olsa, bu kuramı savunanlar açısından tercih edilebilecek bir bakış açısıdır. (Ancak hayvanlara hak verilmesini reddettiği için mi tercih edilmektedir, yoksa hayvanların hala devam eden sömürüsünü haklı çıkardığı için mi tercih edilmektedir?)

Sözleşmeciliğe karşı geliştirilmiş en ciddi itiraz ise şu: bütün dünyada kınanan düzenlemeleri onaylamak için kullanılabilir sözleşmecilik. Bir araya gelerek aralarında bir anlaşmaya varan ve zenginliğin sadece kendi ellerinde kalmasını garanti eden bir grup çok zengin insan hayal edelim. Bu insanlar yaptıkları anlaşmayla halk kitlelerinin yoksulluk içinde kalması için gerekirse baskıcı taktiklerin kulllanılması konusunda da fikir birliğine varmış olsun. Yaptıkları sözleşmeye bakarak yaptıklarının yanlış bir şey olmadığını savunurlar bu insanlar. Benzer sözleşmeler, başka cinsiyetleri, ırkları vb dışlamak amacıyla da yapılabilir.

John Rawls bu teoriyi açıklayayım derken iyice olayı abartıyor. Ona göre bu problemi yenmek için önce insanların varlık olarak dünyaya inmedikleri, başlarına ne geleceğini bilmeden imzaladıkları bir sözleşmeye bağlı kalmak zorunda oldukları bir "başlangıç pozisyonu" söz konusudur. Ve tabii bu başlangıç pozisyonundaki kişi mesela zengin mi yoksa yoksul bir kadın mı olacağını bilemediği için, bu kişi bu tür kriterlere daynanan sözleşmeler yapamayacaktır. İnsan işe yaramaz bir teori için daha başka ne tür saçma şeyler duyacağını düşünmeden edemiyor. Ama istenirse bu savunma, HH meselesi lehine de çevirebilir. Elbette başlangıç pozisyonundaki bir kişi kaderinden bihaber olacağına göre, bu kişiler hayvan olarak bu dünyaya ineceklerini düşünmelidir. Bu durumda, yapılacak sözleşmeler hayvan haklarını bir güzel korur!

Rawls’un mantığındaki bir diğer sorun ise şu: insan o durumda bilgisiz olsa bile sözleşmelerin birçok insanın adalete ters diyeceği sonuçları olabilir. Eğer kişinin mesela bir köle sahibi olarak dünyaya gelme olasılığı %90 ise, köleciliğe izin veren bir sözleşmenin iyi sonuçları olabilir, çünkü birçok kişi köle sahibi olarak doğma olasılıklarının fazla olduğunu düşünebilir. Rawls’un teorisi kendi amaçlarına bile uymuyor.

Anlaşmacılığın statükodan uzaklaşmaya izin vereceğini düşünmek zor. Nasıl oldu da kölelere özgürlüğü, kadınlara da oy kullanmayı yasaklayan anlaşmalar yeniden pazarlık konusu oldu?

Sözleşmecilik kendiliğinden anlaşma yapamayacak varlıklara, mesela; bebekler, çocuklar, yaşlı insanlar, mental hastalıkları olan insanlar ve hatta hayvanlara haklar tanınmmış olmasını açıklayamıyor. Bu insanlara hak tanınması için bir çok yol denenmiştir. Bunlarla uğraşabilecek yerimiz yok, bu yüzden sadece birkaç tanesinden bahsedelim.

Bunlardan birisi, hak sahiplerinin çıkarlarına başvurmaktır. Mesela, ben bebeğinizi yemem çünkü bundan sizin bir çıkarınız vardır, ve ben de sizin benim böylesi bir çıkarıma zarar vermenizi istemem. Peki ya bebeği kimse umursamıyorsa? O zaman bu bebeğe istenen herşeyi yapmak uygun olur mu? Elbette ki hayır. Buradaki bir diğer sorun da birçok insanın hayvanların korunmasında çıkarlarının olmasıdır. Bunun doğal sonucu olarak da başka insanların hayvanları kullanmaktan ya da onlara zarar vermekten vazgeçmesi gerekir. Bu sonuç HH toplulukları için çok hoş bir sonuç olsa da, sözleşmeciliğin hayvanları kullanmamızı mazur gösterdiği argümanını da çürütmüş oluyor.

Diğerleri ise insanların sözleşmeye saygı duyabilecek kıvama gelene dek diledikleri gibi davranmalarına izin vermek istiyor. Peki ya bunu asla yapabilecek duruma gelemeyecek olanlar, mesela yaşlı insanlar? Ve neden hayvanların değil de insanların böyle davranmasına izin veriyoruz?

Bazıları ise "indirgenmiş-haklar" tarzını benimser. Çocukların kendilerini kendilerinden korumaları için indigenmiş hakları vardır, vs. Buradaki problem şu: hayvanlar söz konusu olduğunda hakların indirgenmesinin bir manası olmuyor, zaten var olan hakları az. Bizler bebekler üzerinde deneyler yapamayacağımızı, onları öldürüp yiyemeyeceğimizi, onların o indirgenmiş haklarını göz önüne alarak kabul ediyoruz O zaman insan olmayanlara sıra gelince neden bu kadar uç durumlar kabul ediliyor?

Bazıları ise bir bireyin bir sözleşmeye taraf olmasının olayla bağlantısız bir durum olduğuna inanıyor; önemli olan onların teorik manada bunu yapabilmeleridir. Ama, gelecek kuşaklarda bu kapasite mevcuttur, sadece bizlerle karşılıklı şekilde iletişim kuramazlar, bu yüzden sözleşmeciliğin temeli tıkanmıştır ( tabii eğer biz gelecek kuşaklara içinde yaşanabilir bir dünya bırakmak gibi ahlaki bir zorunluluğumuzun olduğunu kabul etmiyorsak). Peter Singer, "ahlakı aslında böyle yapabilme imkanları hiç yokken neden karşılıklı olarak sözleşmelere taraf olabilecek kişilerle sınırlıyoruz ki?" diyor bu konuda.

Sözleşmecilikle alakalı pratik sorunlar da vardır; mesela, eğer birisi kalkıp da bir takım ahlaki anlaşmalardan çekildiğini ve bu yüzden de başkalarının ahlaksızca bulduğu eylemlere katılmakta kendini haklı gördüğünü ilan etse, bizim buna yanıtımız acaba ne olurdu? Bu kişiyi kınamak mümkün olurmuydu bizim için? Peki ya sözleşme ihlal edilirse ne yapmalıyız? Eğer birisi kalkıp da bizlerden bir şey çalarsa, o zaman anlaşmayı bozmuş demektir, artık bu sözleşmeye bağlı kalmamız da söz konusu olamaz. Biz de bu durumda bu kişiden birşeyler çalmaya hak kazanmış olur muyuz? Yoksa daha kötü seçenekler de mevcut mu?

Özetlemek gerekirse, sözleşmecililik şu sebeplerden dolayı hedefine ulaşamaz: a) gerçek, hakiki ahlaki davranışları ve saikleri açıklayamaz, b) birçok insanın adaletsizlik diyeceği bir takım düzenlemeleri onaylar, c)pratik manada olumsuz sonuçları vardır, d) bazı önemli düşüncelerin sözleşmelere dahil olmasını sağlayamaz. Sonuç olarak, daha iyi bir etik açısı zaten var - zarar prensibi. Bu prensip hem basittir, hem bütün dünyaya hitap edebilir, keyfe göre sağa sola çekiştirilemez ve bizlerin gerçek ahlaki düşünce tarzımıza da uyar.—TA/DG

AYRICA BAKIN: #11, #17, #19, #96

SORULARA GERİ DÖNÜN