About ALF > Worldwide Actions > Turkey > Turkish Translations of AR - FAQs

# 65 Avcılık doğal hayat popülasyonunu kontrol etmiyor mu?

Açlık ve hastalık da kötü bir şey ama bu, doğanın güçlü olan hayatta kalır ilkesinin de kanıtı. Doğal yırtıcı hayvanlar sadece hasta ve zayıf olanları öldürerek türlerin güçlü kalmasına da yardımcı oluyor aslında. Ancak avcılar rasladıkları herhangi bir hayvanı veya kendilerince şöminelerinin üzerinde güzel görünecek bir hayvanı öldürüyorlar- genellikle de büyük, sağlıklı hayvanlar oluyor bunlar ve popülasyonu devam ettirmeleri için önemli hayvanlar oluyorlar. Aslında avcılık hızlandırılmış üreme için ideal koşullar yaratıyor. Popülasyondaki ani düşüşler hayatta kalanların arasındaki çekişmeyi azaltır, bu da doğum oranını artırır. Hayvanları açlıktan korumaya gerçekten niyetli olsaydık, avlanmazdık ama tersine hayvanların üremelerini kontrol altına alırdık yavaş yavaş. Ayrıca kurtları, dağ aslanlarını, çakalları ve diğer doğal yırtıcı hayvanları korurduk. Gerçekte yırtıcı hayvanlar daha fazla oyun olsun diye üretiliyor.

Avcılar genelde yaptıklarının kurbanlarına faydalı olduğunu söyler. Bu iddianın bir tanesi mesela eylemlerinin popülasyonu kontrol altında tuttuğudur, böylece hayvanlar açlıktan ölmezler (“açlıktan ölmektense beyne yedikleri kurşun onlar için daha iyi bir tercih”). Şimdi avcılıkla ve gerçekte neler olup bittiğini alenen anlatan “yaban hayat yönetimi”yle alakalı bilgiler sunacağız.

Oyun hayvanları, yani geyik gibi hayvanlar, mevsimsel olarak yiyecek bulamamak konusunda psikolojik olarak hazırdırlar. Yetişkinlerin yanı sıra, yaşlı ve hastalar da aç kalırlar. Ama avcılar açlık çeken hayvanları arayıp öldürmezler; tersine onlar en güçlü ve en güzel hayvanları (maksimum et ve ödül olasılığınna göre) öldürürler. Avcılar böylece savunduklarını iddia ettikleri doğal seçilim güçlerini ortadan kaldırmış olurlar.

Avcılar ayrıca eylemlerini et ve ödül potansiyeli olan türlerle sınırlı tutarlar. Avcılar gerçekten türleri açlıktan korumakla ilgilenselerdi,neden hizmetlerini mesela tarla fareleri ve kokarcalara da sunmuyorlar? Ve avcılık neden sadece açlığın yaşandığı zamanlarda uygunlanmıyor, eğer amaç avcılık yaparak açlığın önlenmesiyse? (bahar başında veya sonunda geyiklerin avlanmama sebepleri- yani açlık çekerlerken- cestlerin daha zayıf olması, bu da et yiyenlere hitap edebilecek bir şey değil. Ayrıca avcılar için bu zamanlar sorun yaratır, çünkü etraf kar, çamur ve böcek dolu olacaktır).

Sözde “oyun yönetimi” politikaları aslında oyun türlerinden yırtıcı hayvan sayısını azaltarak oyun türleri için suni yaşama alanları ve kaynaklar yaratma programlarıdır. Oyun hayvanlarının popülasyonlarını kontrol etmek için doğal ve ekolojik olarak sağlam mekanizmalar sağlamak varken neden bu yırtıcı hayvan türleri yoke diliyor? Yakmak, kimyasal madde kullanımı, buldozer kullanımı gibi yöntemlerle oyun türlerinin popülasyonun artırılıyor, eğer amaç açlığı önlemekse? Gerçek şu ki aslında oyun hayvanlarından mümkün olan en maksimum sonuç alınmaya çalışılıyor.

Yaban hayat yöneticileri ve avcılar özellikle erkek hayvanları öldürüyorlar, böylece popülasyonu yüksek tutmaya çalışıyorlar. Eğer aşırı popülasyon cidden bir sorun oluştursaydı, o zaman dişileri öldürürlerdi.

Diğer yaygın bir eylem de yaban hayatı yönetiminin aslında açlığı önlemek için popülasyon sayısını düşürmek gibi bir amacı olduğu iddiasını yalancı çıkarıyor, o da oyun stoğudur. Örneğin, New York’ta, Çevre Koruma Bakanlığı kapalı ortamlarda yetiştirilmiş sülünleri avcıların sık sık avlandığı alanlara bırakmaktadır.

Bir avcı tarafından öldürülen her bir hayvanla beraber iki hayvan ciddi biçimde yaralı kalır, bir tane de yavaş yavaş ölmesi için geriye bırakılmaktadır. Bu istatistiklere bakınca avcılık sözde amacını yerine getirmeyi başaramamaktadır- yani acı çekmenin azaltılması.

Avcıların hedef aldığı türler, hem oyun hayvanları hem de yırtıcı hayvanlar milyonlarca yıldır dengeli bir biçimde hayatta kalabilmişlerdir, ama şimdi yaban hayatı yöneticileri ve avcılar doğal hayat popülasyonlarının “yönetilmeye” ihtiyacı olduğunda ısrar ediyorlar. Yasal yaban hayat yönetimi geçerli, doğal hayat popülasyonlarını ve ekosistemin koruyabilmelidir.

Öldürdükleri hayvan sayısına ek olarak avcılar her yıl binlerce insanı da öldürüyorlar.

Son olarak, düşünülmesi gereken etik bir argüman da var. Binlerce insan her gün açlıktan ölüyor. Okuyucunun da onlardan birisi olacağını düşünerek onu hemen bir kenara fırlatıp atmamız mı gerekir? Elbette hayır. HH etiği aynı türden bir tavrın geyiklere de uygulanması gerektiğini öne sürer.—DG

Avcılık kontrollü bir itlaf yönteminin bir parçası olmadıkça popülasyon kontrolü anlamında bir faydası olamaz. Boğazlanmış hayvan sayısı ve bunun dağılımı türlerin yanlış yayılımı konusuyla alakalı değildir, aslında avcıların tercihleriyle yakından alakalı bir şeydir.

Gerçekten de ister çıkar ister zevk için olsun avcılık hayvan sayısının yok olma durumuna getirilecek derecede azaltılmasıyla alakalıdır, yoksa hayvan popülasyonunu korumakla alakalı değildir. Bufalo ve göçmen kuşları da örnek olarak verebiliriz. Modern “yaban hayatı yönetimi” nin ortaya çıkmasıyla artık popülasyonların suni yollarla avcıların talep ettiği türden sonuçlar verecek şekilde artırılması söz konusudur.

Hayvanların popülasyonlarının kontrol edilme ihtiyacı artık sorun yaratan türlerden ya da hayat kaynakları için başka hayvanlarla yarışan hayvanlardan (örneğin sığırlar ve koyunlarla rekabet eden kanguru gibi) kaynaklanır genelde. Bu tür dengesizliklerin genellikle insanlarla alakası bulunmaktadır. Kendi hayat kaynaklarımızı ve ihtiyaçlarımızı inceleyerek çevreye daha sorumlu bir şekilde davranarak bir çözüm bulunabilir, yoksa avcılık gibi ahlaken savunulamayacak yöntemlerle kendi yarattığımız sorunlara çözümler getiremeyiz.—JK