Visitor:

About ALF > Worldwide Actions > Turkey > Turkish Translations of AR - FAQs

Translation of Robin Webb’s "Animal Liberation—By ‘Whatever Means Necessary’ http://www.animalliberationfront.com/ALFront/ Premise_History/alf_summary.htm  into Turkish.

Hayvan Özgürlüğü—"Her Ne Şekilde Olursa Olsun"

"Hayvan manyakları", "teröristler", "insandan nefret edenler", bunların her biri iktidara aç, çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen sömürücüler ve medya tarafından başka türlerden kardeşlerimize adalet için "Hukuk" çerçevesi-kimin hukuku?- dışında çalışan ALF’i ve benzeri grupları tanımlamak için kullanılan terimler.

Gerçek çok farklı. İnsanlar farklı sosyal gruplardan, farklı yaşlardan, farklı inançlardan geliyor ya da inançsız insanlar. ALF’i ve benzeri grupları oluşturan merhametli komandolar bunlar işte.

Zayıf ve masumların yaşadığı korkunç sömürü ve suistimalden etkilenerek eylemciler adaletsiz yasaları çiğneyerek haklı bir sebep için- hayvan özgürlüğü için- özgürlüklerini tehlikeye atıyorlar, tıpkı eskiden köleliğin kaldırılması için ya da kadınların özgürlüğe kavuşması için çalışan eylemciler gibi. Eskiden bir kölenin esaretten kurtulması için yardım etmek bir suçtu. Ekonomik sabotaj yoluyla boş binalara ateşe vermek suçtu-hala öyle! Acaba kaç insan süfrajelerin ve kölelik karşıtlarının böyle parlamento dışı eylemlerini bugün kınar ki?

Öyleyse, hayvan özgürlüğü nedir? Anlaması zor değil, açıklamak için de bir filozof olmaya gerek yok, mantığını anlamak için senelerce vicdanınızla güreşmenize gerek yok.

Bir zamanlar siyah ırkın beyaz ırka nazaran daha alt seviyede olduğuna ve bu yüzden de siyahların köle olarak kullanılabileceğine inanılırdı. Bir zamanlar ayrıca kadınların da erkeklere göre daha alt seviyede olduğu ve bu yüzden sömürülebileceğine inanılıyordu. Aklı başında insanlar artık böyle bir akıl yürütmenin gerici bir saçmalık olduğunu düşünüyor. Hissetme yeteneğine sahip bütün bireyler için hayat kendiliğinden bir değere sahiptir ve onların bilerek sahip oldukları tek hayat da budur. Hangi türden olursa olsun her birey kendince sosyal farkındalığa, aile bağlarına ve acı çekme yeteneğine sahiptir. O halde insanlar olarak bizlerin kendi amaçlarımız için sırf biz daha güçlüyüz diye başka türden varlıkları sömürmek ve suistimal etmek gibi bir hakkımız yok; aynen başka ırktan insanlara yaptığımız gibi. Birisinin söylediği gibi " güç çürütür; mutlak güç ise mutlak olarak çürütür".

Hayvan özgürlüğü en son özgürlük hareketedir. Başka türlerin hayatlarını bizim burnumuzu sokmadan yaşama haklarına saygı duyduğumuzda aynı hakka insan ırkı içerisinde de saygı duyabileceğiz. Hayvan özgürlüğü her türden suistimali ve sömürüyü kapsar. "Peki ya tecavüz vb?" diye soranlar varsa hemen bir dakika düşünelim. İnsanlar da hayvandır, tecavüz de şüphesiz bir suistimaldir. Sizce bunu da kapsamıyor mu? Bir daha belirtiyorum, hayvan özgürlüğü nihai özgürlük hareketidir, "son cephe"dir.

İşte bu da, çok kısa açıklamış olsak da, ALF’in varolma sebebi. Ama ne zaman ve nasıl başladı sorusuna gelirsek.

Avcılığa karşı doğrudan eylemler İngiltere’de 1963 yılında başladı, o zaman Hunt Saboteurs Association /Av Sabotajcılar Birliği yeni kurulmuştu. Tarlalara giderek kendilerini av ve avcıların arasında yerleştiren bu sabotajcılar kana susamış avcılar tarafından monoton bir şekilde sürekli zalimce saldırılara maruz kaldılar. O dönemde sabotajcıların çoğu pasifistti, bu avcı eşkiyalara nadiren karşı koyabildiler. Avcılar da normal av bulamadıkları zaman saldırıp işkence etmek için sabotajcılara saldırmayı ilginç bir alternatif olarak görüyordu. Tabii bu uzun süre böyle devam edemezdi, etmedi de.

1972’de bazı sabotajcılar Cumartesi günleri kanallara atılmaktan yoruldular, ve eğer av başlayamazsa o zaman ölüme de sebep olamaz diye düşündüler. Hemen ardından IRA tarzı av araçlarında tazı kamyonları, kapılarda süper yapıştırıcılı kilitler kullandılar; bu ve diğer taktikler avcıların korkunç sömürülerini zora soktu tabii, ve sabotajcıları da zarar görmekten korumuş oldu. Ayrıca sabotajcılara hayvanların sömürüsüyle mücadele etmek için daha fazla zaman kazandırdı.

Bu yeni radikal grup "Band of Mercy-Merhamet Takımı" ismini aldı, bu isim de 19. Yüzyıl RSPCA (Royal Society for the Prevention for Cruelty to Animals- Hayvanlara Zulmün Önlenmesi Topluluğu) gençlik organizasyonundan alınmıştı. RSPCA’in avcılık yanlısı utanç verici tavırlarına rağmen Bands of Mercy bazı oyunlar sahnelemişti. Bu oyunlardan birisinde Sarah Jane domuz avcısı Mr. Quickshot’ın başından aşağı bir sürahi suyu boşaltıp fişeklerini de ılık suya boşaltıyordu. Sonuçta tüfek Mr.Quickshot’ın yüzünde patlıyordu. Bu, o günlerde RSPCA tarafından önerilen bir tavır mıydı dersiniz?

Bir yıl içerisinde bu orijinal ve gizli doğrudan eylemler hayvan sömrüsünün yapıldığı diğer alanlara kaydırıldı, özellikle de dirikesim endüstrisine. Hayvanların kurtarılmasının yanı sıra kundaklama eylemleri de kullanılmaya başlandı. Artık savaş ilan edilmişti. Hapse atılan ilk Band of Merc üyesi (fok avcılarının botlarını ateşe vermişti) daha sonra 6 yıl boyunca RSPCA’in ulusal konseyinde üye olarak görev aldı.

Giderek daha fazla sayıda Band of Mercy üyesi yaptıkları işlerden dolayı hapse atıldı ama bu da diğerlerini "Hukuk"u göz ardı ederek hayvan sömürüsüne karşı mücadele etmekten alı koyamadı. 1976’da artık kısa sürede ünlü olacak Animal Liberation Front- Hayvan Kurtuluşu Cephesi (ALF) ismi kabul edildi. Artık onları hiçbir şey durduramayacaktı.

O ilk yıllarda hayvan özgürlüğü adına birçok eylem yapıldı; uluslararası ICI’ın cehennemi andıran laborutuar deliklerinde "sigara içen beaglelar"ın kurtarılması eylemi büyük ilgi çekip alkışlanırken "aman allahım bundan sonra ne yapacaklar?" dedirten kana susamış folk efsanesi John Peels’in mezarının açılmasına dek birçok eylem gerçekleştirildi. Herkes bundan sonra ne olacağını merak ediyordu.

1970lerin sonu ve 80lerin ilk yıllarında medya çoğunlukla eylemcilere iyiniyetli hayvanseverler, İngiliz ucubeleri olarak baktı, sadece sınırı aşıyorlardı az da olsa; hayvan refahı dünyasının Robin Hoodlarıydı bu eylemciler. Eş zamanlı olarak dünyada özgürlük grupları ortaya çıkmaya başladı, bu kişiler ellerine bilgi geçer geçmez para hırsıyla gözleri kararmış insanların deneyler yaptığı Nazi kamplarından hayvanları kurtarmak için buralara akınlar düzenliyorlardı.

1980lerin ortalarına gelindiğinde ekonomik sabotaj artık ortak bir taktik olmuştu, kasap dükkanlarının pencereleri kırılıyor, kürk satan dükkanlara kundaklamalar yapılıyordu. Broşürler, yürüyüşler, gösteriler yapılmakla kalsa sorun olmayacaktı ama, bu durum giderek hayvan sömürüsüne dayalı kurumları ve uluslararası kuruluşları rahatsız etmeye başladı. Onları finansal olarak zarara uğratıyordu. Yoksa o muhteşem "Çıkar" tanrısı tehdit altında mıydı?

Aynı anda iki yeni, hatta daha da radikal grup sahneye girdi. İlki 1984’te ortaya çıktı. Adı Hunt Retribution Squad- Av İntikam Mangası’ydı. HRS, ALF’in çemberini genişleterek kan sporlarına odaklanıyor ve hayvanları öldürmelerini engellemek amacıyla kana susayanlara da fiziksel olarak zarar vereceklerini açıklıyordu.

1985’te Animal Rights Militia- Hayvan Hakları Milisleri oluşturuldu. 1994’te sadece Isle of Wight’ta 4 milyon poundluk zarara sebep olarak şehir merkezinde kundaklamalar gerçekleştirecekti.

Böylece, medyanın gizli yöneticileri editörlerine yüklenmeye başladı ve neredeyse bir gece içerisinde beagleları kurtaran insanlar toplumun temeline zarar veren fanatikler haline dönüştü. Yani Devlet ve Kodamanlar yaşanan şeylerden hiç memnun değildi.

Devletin misillemesi New Scotland Yard’da Animal Rights National Index-ARNI’nin kurulmasıyla belirginleşti; burası bir polis departmanı olsa da gizli servislerle beraber çalışıyordu. ARNI’nin ilk büyük saldırısı 1986’da ALF Supporters Group (ALF Destekçileri Grubu) gönüllüleri ve diğer eylemcilerin tutuklanmasıyla başladı. Sheffield gösterisinden 10 senelik hapis cezaları çıktı. Hapis cezalarının ALF’i yerle bir ettiğine dair söylentiler ise birden bire her yerde patlak veren hayvan özgürlüğü eylemleri ile yalanlanmış oldu. Alınan mahkumiyetler doğrudan eylemin işe yaradığını ve hayvan sömürücülerinin lanet olası çıkarlarını kurtarmak için el altından savaştığını gösteriyordu. Kaybettiğini bilmekten başka hiç bir şey daha güçlü bir savunmaya yol açmaz.

Kürk ticareti dağıtılarak ve dirikesim yeni bir hedef haline getirilerek başka bir hayvan sömürüsü alanı olduğuna dikkat çekiliyordu bu sefer: et endüstrisi. Kasap dükkanlarının camları her ne kadar güçlü yapıştırıcılar kullansa da hala kırılıyordu, marketlerde sımsıkı sarılmış et parçaları gizemli bir şekilde parçalanıyor ve insanlarda içine neler enjekte edilebileceğine dair kuşkular oluyordu. Esas olaraksa mezbahalar ateşe veriliyordu. Küçük bir çocuk şunu söylüyordu:" mezbahalar olmazsa kasaplar da olmaz" . 1991-1992 yılları yaklaşık yüz adet et kamyonunun kundaklama araçlarıyla yok edildiği yıllardı, buradaki zarar 6 milyon pound dolayındaydı. Bütün bunlara sigorta ve güvenlik önlemlerinin maliyetlerini de eklerseniz, bu işten bu kadar çok para kazanan zenginlerin zararını biraz tahmin edebilirsiniz.

1993’ün sonlarına doğru başka bir grup daha doğdu, o da en az ARM kadar radikaldi.:Justice Departmant-Adalet Departmanı. Video kaset kutuları, uçları jiletli metal fare kapanları, araç stilleri bitmek bilmiyordu. JD’nin ARM ile olan yakınlığına paralel olarak JD şunu açıklıyordu: "Kimseden hayvanlarla uğraşmamasını istemeyeceğiz ve yapacağımız şiddet içeren müdahalelerden dolayı da mazaretler öne sürmeyeceğiz—uzun zamandır yeterince dinlediler bunu zaten."

Birkaç ay sonra ARM bu sefer başka yerlerde kundaklamalar yaptı. Bunlardan birisi Boots the Chemist’ti. Boots the Chemist o zamanlarda laboratuarlarında hayvanları kullanıyordu. Burada ilaç kullanımının yan etkileri sebebiyle tazminat davası açabilecek insanlara karşı manasız, gereksiz hayvan deneyleri yapılıyordu. Boots kısa süre içerisinde deneyleri sona erdirdi.

ALF’in üç adet temel prensibi vardır ve bu prensipleri kabul eden eylemciler ALF’in şemsiyesi altında toplanabilir, ayrıca yakalanmak gibi şanssızlıklar yaşarsa ALF Supporters Group desteğini elde edebilirler. Bu prensipler şunlardır:

Hayvanları acı çekmekten ya da acı çekme potansiyeli olan durumlardan kurtararak onları sürekli kalabilecekleri yuvalara yerleştirmek ya da uygun koşullar altında onları doğal çevrelerine bırakmak.

Hayvan sömürüsünü yürüten ya da karışanların mülküne ve araç gereçlerine zarar vermek veya onları yok etmek (a- hayvan sömürüsünün yapıldığı yerden o mülkü kaldırıp götürmek, b) sömürücülere ekonomik zarar vererek onların işten çekilmelerini sağlamak).

Hiçbir varlığın hayatına zarar vermemek için gerekli bütün önlemleri almak.

Bu prensipler popüler olmasına ve hayvanları sömürenlere olan etkilerine rağmen, ARM, HRS ve JD’nin hayvan özgürlüğüne doğru alınan yolun ağır adımlarla geçildiği konusunda da net oldukları belli oldu. Üçüncü ALF prensibini savunmak giderek daha zor oluyordu, hem de en sadık ALF destekçileri arasında bile.

Hayvanları sömürenlere ciddi zararlar vermeye ve hatta ölüme bile sebep olacak eylemler lehine sunulan argümanlar son derece nettir. Hayvan özgürlüğüne inanıyor musunuz? Bu sebeple türcülüğün ırkçılık kadar savunulamayacak bir şey olduğuna inanıyor musunuz? Apartheida karşı silahlı mücadele veren African National Congress’i savundunuz mu? ARM veya Justice Department tarafından yürütülecek silahlı bir mücadeleyi savunur musunuz? Bu sorulara dürüstçe vereceğiniz cevaplar yanı sıra bazı çelişkiler bulmanız da mümkün, bunları çözmek de size kalmış durumda; Gandhi bile "korkaklık ve şiddet arasında tek bir seçenek olduğu zaman, şiddeti öneririm" demiştir.

Ne şekil olursa olsun, hayvan özgürlüğü için yapılan doğrudan eylemler dünyanın her yerine yayılmış durumda. Yeni Zelanda’dan New York’a, İsviçre’den Güney Afrika’ya, bu en son özgürlük hareketi güç ve kararlılık anlamında giderek büyüyor.

Birçoğunuz birçok değişik şekilde çalışıyorsunuz, önemli olan ortak hedefimiz için çalışıp yüreğinizin sizin için uygun olan eylem biçimini size söylemesidir.

Teşekkür etmek istediğim çok fazla sayıda cesur ve merhametli insan var, ama belli isimleri seçmek de haksızlık olurdu o yüzden:

Hayvanların sömürülmesine karşı mücadele ederken hayatlarını kaybeden, ve yaşanan zulümler artık dayanılmaz hale geldiğinde kendi hayatlarına son verenler; özgürlüklerini kaybedenler ve yakalanmayanlar. Sizlere teşekkür ederim.

Bana bildiklerimi öğreten ve belki de benim yaptığımı hatalardan birşeyler öğrenenler; yolu açanlar ve açılan yolu gelecekte izleyecek olanlar. Sizlere teşekkür ederim.

Gerçeği "Hukuk" çerçevesi içerisinde yayanlar ve vegan olarak yaşayanlar; hayvan hapisanelerini boşaltan ve zulüm araçlarını yok edenler. Sizlere teşekkür ederim.

Elinden gelen herşeyi yapan ve yaptıklarının yeterli olmadığını düşünüp yalnız kaldığında ağlayanlar. Sizlere teşekkür ederim.

Hayvan özgürlüğü bir kampanya değildir, yorulduğunuzda veya yeni bir ilgi alanı ortaya çıktığında kenara konulacak bir hobi değildir. Bu bir savaştır. Savunmasız ve masum, tek trajedisi insan olarak doğmamak olan milyonlarca kurbanın bir tarafta yer aldığı uzun, zor, kanlı bir savaştır bu.

Sirklerde, çiftliklerde, laboratuarlarda, mezbahalarda ve diğer şeytani karanlık yerlerde acı ve korkudan başka seçenekleri olmayan kardeşlerime. Üzgünüm, ben çok üzgünüm. Ama savaş devam edecek. Sömürülen, suistimal edilen tek bir hayvan kalıncaya dek devam edecek, ve bir tek hayvan kalması bile bizim için fazla. Son birey de özgür kalana dek savaş devam edecek. O son zaferi kazanacak olanlar, sizlere teşekkür ederim. Sizlere çok teşekkür ederim. Bu arada, hayvan özgürlüğü için mücadele etmeye devam edelim, her ne şekilde olursa olsun..

Robin Webb

ALF Press Officer /ALF Basın Sözcüsü

Fair Use Notice and Disclaimer
Send questions or comments about this web site to Ann Berlin, annxtberlin@gmail.com